Mü'minun Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali
المُؤمنون
- Sure 23
- 118 ayet
- Mekkî
- Cüz 18
Mü'minun Suresi'nin (المُؤمنون) 118 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُوْنَ ۙ
Qad aflahal mu'minuun(a)
Gerçekten de kurtulmuşlardır, muratlarına ermişlerdir inananlar.
الَّذِيْنَ هُمْ فِيْ صَلٰو تِهِمْ خَاشِعُوْنَ
Al-ladziina hum fii shalaatihim khaasyi'uun(a)
Öyle kişilerdir onlar ki namazlarını gönül alçaklığıyla kılarlar.
وَالَّذِيْنَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum 'anillaghwi mu'ridhuun(a)
Ve öyle kişilerdir onlar ki boş şeylerden yüz çevirirler.
وَالَّذِيْنَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum li-zzakaati faa'iluun(a)
Ve öyle kişilerdir onlar ki zekatlarını verirler.
وَالَّذِيْنَ هُمْ لِفُرُوْجِهِمْ حٰفِظُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum lifuruujihim haafizhuun(a)
Ve öyle kişilerdir onlar ki ırzlarını korurlar.
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوْمِيْنَۚ
Ilaa 'ala azwaajihim au maa malakat aimaanuhum fa-innahum ghairu maluumiin(a)
Ancak eşleri, ve malları olan cariyeleri müstesna ve bunda da hiç kınanmaz onlar.
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاۤءَ ذٰلِكَ فَاُولٰۤىِٕكَ هُمُ الْعٰدُوْنَ ۚ
Famaniibtagha waraa-a dzalika fa-uula-ika humul 'aaduun(a)
Bunun ötesinde bir şey isteyenlerse, onlardır haddi aşanlar.
وَالَّذِيْنَ هُمْ لِاَمٰنٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum amaanaatihim wa'ahdihim raa'uun(a)
Ve öyle kişilerdir onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.
وَالَّذِيْنَ هُمْ عَلٰى صَلَوٰتِهِمْ يُحَافِظُوْنَ ۘ
Waal-ladziina hum 'ala shalawaatihim yuhaafizhuun(a)
Ve öyle kişilerdir onlar ki namazlarını korurlar.
الَّذِيْنَ يَرِثُوْنَ الْفِرْدَوْسَۗ هُمْ فِيْهَا خٰلِدُوْنَ
Al-ladziina yaritsuunal firdausa hum fiihaa khaaliduun(a)
Öyle kişilerdir onlar ki Firdevs'i miras alırlar ve onlar orada ebedi kalırlar.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلٰلَةٍ مِّنْ طِيْنٍ ۚ
Walaqad khalaqnaa-insaana min sulaalatin min thiinin
Andolsun ki biz insanı, balçık mayasından yarattık.
ثُمَّ جَعَلْنٰهُ نُطْفَةً فِيْ قَرَارٍ مَّكِيْنٍ ۖ
Tsumma ja'alnaahu nuthfatan fii qaraarin makiinin
Sonra onu, sağlam bir karar yurdunda bir katre su kıldık.
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظٰمًا فَكَسَوْنَا الْعِظٰمَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَأْنٰهُ خَلْقًا اٰخَرَۗ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِيْنَۗ
Tsumma khalaqnaannuthfata 'alaqatan fakhalaqnaal 'alaqata mudhghatan fakhalaqnaal mudhghata 'izhaaman fakasaunaal 'izhaama lahman tsumma ansya'naahu khalqan aakhara fatabaarakallahu ahsanul khaaliqiin(a)
Sonra o bir katre suyu kan pıhtısı haline getirdik, derken kan pıhtısını bir parça et haline soktuk, derken ette kemikler yarattık, derken kemiklere et giydirdik, sonra da onu başka bir yaratılışla meydana getirdik; ne yücedir şanı yaratıcıların en güzeli Allah'ın.
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُوْنَ ۗ
Tsumma innakum ba'da dzalika lamai-yituun(a)
Sonra şüphe yok ki siz öleceksiniz.
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُوْنَ
Tsumma innakum yaumal qiyaamati tub'atsuun(a)
Sonra gene şüphe yok ki kıyamet günü tekrar diriltileceksiniz.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَاۤىِٕقَۖ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غٰفِلِيْنَ
Walaqad khalaqnaa fauqakum sab'a tharaa-iqa wamaa kunnaa 'anil khalqi ghaafiliin(a)
Ve andolsun ki üstünüzde yedi yol yarattık ve bu yaratıştan gafil değiliz biz.
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءًۢ بِقَدَرٍ فَاَسْكَنّٰهُ فِى الْاَرْضِۖ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍۢ بِهٖ لَقٰدِرُوْنَ ۚ
Wa-anzalnaa minassamaa-i maa-an biqadarin fa-askannaahu fiil ardhi wa-innaa 'ala dzahaabin bihi laqaadiruun(a)
Ve gökten, ihtiyaç miktarınca yağmur yağdırdık da yağmur suyunu yerde kararlaştırdık, topladık ve bizim, hiç şüphe yok ki onu gidermeye de gücümüz yeter.
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهٖ جَنّٰتٍ مِّنْ نَّخِيْلٍ وَّاَعْنَابٍۘ لَكُمْ فِيْهَا فَوَاكِهُ كَثِيْرَةٌ وَّمِنْهَا تَأْكُلُوْنَ ۙ
Fa-ansya'naa lakum bihi jannaatin min nakhiilin wa-a'naabin lakum fiihaa fawaakihu katsiiratun waminhaa ta'kuluun(a)
Onunla da size hurmalıklar ve üzüm bağları meydana getirdik, oralarda sizin için birçok meyvelar var, onlardan yemedesiniz.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُوْرِ سَيْنَاۤءَ تَنْۢبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْاٰكِلِيْنَ
Wasyajaratan takhruju min thuuri sainaa-a tanbutu bidduhni washibghil(n)-lilaakiliin(a)
Ve Turı Seyna'dan çıkan bir ağaç da meydana getirdik ki yağıyla ve yiyenlere, katığıyla biter.
وَاِنَّ لَكُمْ فِى الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۗ نُسْقِيْكُمْ مِّمَّا فِيْ بُطُوْنِهَا وَلَكُمْ فِيْهَا مَنَافِعُ كَثِيْرَةٌ وَّمِنْهَا تَأْكُلُوْنَ ۙ
Wa-inna lakum fiil an'aami la'ibratan nusqiikum mimmaa fii buthuunihaa walakum fiihaa manaafi'u katsiiratun waminhaa ta'kuluun(a)
Ve şüphe yok ki dört ayaklı hayvanlarda da ibret var sizin için elbette; karınlarındakini içiririz size ve onlarda, size daha birçok da faydalar var ve bir kısmını yersiniz.
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُوْنَ ࣖ
Wa'alaihaa wa'alal fulki tuhmaluun(a)
Onlara ve gemiye binersiniz.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوْحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَقَالَ يٰقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِّنْ اِلٰهٍ غَيْرُهٗۗ اَفَلَا تَتَّقُوْنَ
Walaqad arsalnaa nuuhan ila qaumihi faqaala yaa qaumii'buduullaha maa lakum min ilahin ghairuhu afalaa tattaquun(a)
Ve andolsun ki Nuh'u kavmine gönderdik de ey kavmim dedi, kulluk edin Allah'a, size yoktur ondan başka bir mabut, hala mı çekinmeyeceksiniz?
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِيْنَ كَفَرُوْا مِنْ قَوْمِهٖ مَا هٰذَآ اِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْۙ يُرِيْدُ اَنْ يَّتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۗ وَلَوْ شَاۤءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰۤىِٕكَةً ۖمَّا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِيْٓ اٰبَاۤىِٕنَا الْاَوَّلِيْنَ ۚ
Faqaalal malal-ladziina kafaruu min qaumihi maa hadzaa ilaa basyarun mitslukum yuriidu an yatafadh-dhala 'alaikum walau syaa-allahu anzala malaa-ikatan maa sami'naa bihadzaa fii aabaa-inaal au-waliin(a)
Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar, bu dediler, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil, size üstün olmayı dilemekte ve Allah isteseydi melekleri indirirdi, fakat bizden önce gelip geçen atalarımız zamanında da böyle bir şey olduğunu duymadık biz.
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۢ بِهٖ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوْا بِهٖ حَتّٰى حِيْنٍ
In huwa ilaa rajulun bihi jinnatun fatarabbashuu bihi hatta hiinin
Bu, deliliğe tutulmuş bir adam ancak, artık bir zamanadek gözetleyin bunu.
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِيْ بِمَا كَذَّبُوْنِ
Qaala rabbiinshurnii bimaa kadz-dzabuun(i)
Nuh, Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.
فَاَوْحَيْنَآ اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاۤءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّوْرُۙ فَاسْلُكْ فِيْهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْنِيْ فِى الَّذِيْنَ ظَلَمُوْاۚ اِنَّهُمْ مُّغْرَقُوْنَ
Fa-a-uhainaa ilaihi aniishna'il fulka bia'yuninaa wawahyinaa fa-idzaa jaa-a amrunaa wafaarattannuuru faasluk fiihaa min kullin zaujainiitsnaini wa-ahlaka ilaa man sabaqa 'alaihil qaulu minhum walaa tukhaathibnii fiil-ladziina zhalamuu innahum mughraquun(a)
Derken ona, nezaretimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap diye vahyettik; derken emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya başlayınca her mahluktan birer çifti ve helaki takdir edilenden başka ailenden olanları gemiye yükle ve zulmedenler hakkında bana söz söyleme, şüphe yok ki onlar garkolacaklar dedik.
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِيْ نَجّٰىنَا مِنَ الْقَوْمِ الظّٰلِمِيْنَ
Fa-idzaaastawaita anta waman ma'aka 'alal fulki faqulil hamdu lillahil-ladzii najjaanaa minal qaumizh-zhaalimiin(a)
Sen ve seninle beraber bulunanlar, gemiye oturunca da hamdolsun Allah'a ki de, bizi zalim topluluktan kurtardı.
وَقُلْ رَّبِّ اَنْزِلْنِيْ مُنْزَلًا مُّبٰرَكًا وَّاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِيْنَ
Waqul rabbi anzilnii munzalaa mubaarakan wa-anta khairul munziliin(a)
Ve de ki: Rabbim, beni kutlulukla indir ve sensin indirenlerin en hayırlısı.
اِنَّ فِيْ ذٰلِكَ لَاٰيٰتٍ وَّاِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِيْنَ
Inna fii dzalika li-aayaatin wa-in kunnaa lamubtaliin(a)
Şüphe yok ki bundan deliller var elbet ve şüphesiz ki biz, insanları deneriz.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِيْنَ ۚ
Tsumma ansya'naa min ba'dihim qarnan aakhariin(a)
Sonra onların ardından, başka bir nesil meydana getirdik.
فَاَرْسَلْنَا فِيْهِمْ رَسُوْلًا مِّنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِّنْ اِلٰهٍ غَيْرُهٗۗ اَفَلَا تَتَّقُوْنَ ࣖ
Fa-arsalnaa fiihim rasuulaa minhum anii'buduullaha maa lakum min ilahin ghairuhu afalaa tattaquun(a)
Derken onlara, kendi cinslerinden bir peygamber gönderdik de kulluk edin Allah'a dedi, yoktur size ondan başka bir mabut, hala mı çekinmezsiniz?
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِيْنَ كَفَرُوْا وَكَذَّبُوْا بِلِقَاۤءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنٰهُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَآ اِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُوْنَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُوْنَ
Waqaalal malaa min qaumihil-ladziina kafaruu wakadz-dzabuu biliqaa-i-aakhirati wa-atrafnaahum fiil hayaatiddunyaa maa hadzaa ilaa basyarun mitslukum ya'kulu mimmaa ta'kuluuna minhu wayasyrabu mimmaa tasyrabuun(a)
Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar ve ahirete ulaşmayı yalanlayanlar, onlara dünya yaşayışında nimetler verdiğimiz halde bu dediler, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğiniz şeylerden o da yemekte ve içtiğiniz şeylerden o da içmekte.
وَلَىِٕنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِّثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَّخٰسِرُوْنَ ۙ
Wala-in atha'tum basyaran mitslakum innakum idzan lakhaasiruun(a)
Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz o zaman gerçekten de ziyan edersiniz.
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَّعِظَامًا اَنَّكُمْ مُّخْرَجُوْنَ ۖ
Aya'idukum annakum idzaa mittum wakuntum turaaban wa'izhaaman annakum mukhrajuun(a)
Ölüp toprak ve kemik kesildikten sonra kabirden çıkacağınızı mı vaadediyor size?
۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوْعَدُوْنَ ۖ
Haihaata haihaata limaa tuu'aduun(a)
Size vaadedilen şey, gerçekten ne de uzak, ne de uzak.
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوْتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوْثِيْنَ ۖ
In hiya ilaa hayaatunaaddunyaa namuutu wanahyaa wamaa nahnu bimab'uutsiin(a)
Yaşayış, ancak şu dünyadaki yaşayışımızdan ibaret; ölürüz, yaşarız ve tekrar dirilmeyiz biz.
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلُ ِۨافْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَّمَا نَحْنُ لَهٗ بِمُؤْمِنِيْنَ
In huwa ilaa rajulun aftara 'alallahi kadziban wamaa nahnu lahu bimu'miniin(a)
Bu, ancak yalan yere Allah'a iftira eden bir adam ve biz, ona inanmayız.
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِيْ بِمَا كَذَّبُوْنِ
Qaala rabbiinshurnii bimaa kadz-dzabuun(i)
Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.
قَالَ عَمَّا قَلِيْلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نٰدِمِيْنَ ۚ
Qaala 'ammaa qaliilin layushbihunna naadimiin(a)
Tanrı, az bir zamanda dedi, herhalde nadim olacaklar.
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنٰهُمْ غُثَاۤءًۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظّٰلِمِيْنَ
Fa-akhadzathumush-shaihatu bil haqqi faja'alnaahum ghutsaa-an fabu'dal(n)-lilqaumizh-zhaalimiin(a)
Gerçek ve yerinde gelen bir bağırışla onları helak ediverdik de selle sürüklenip gelen çerçöpe döndürdük; artık uzaklık, zulmeden topluluğa.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْۢ بَعْدِهِمْ قُرُوْنًا اٰخَرِيْنَ ۗ
Tsumma ansya'naa min ba'dihim quruunan aakhariin(a)
Sonra onların ardından, başka bir nesil meydana getirdik.
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُوْنَ ۗ
Maa tasbiqu min ummatin ajalahaa wamaa yasta'khiruun(a)
Hiçbir ümmet, helak edilmesi mukadder olan zamanı ileriye alamayacağı gibi geriye de atamaz.
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۗ كُلَّمَا جَاۤءَ اُمَّةً رَّسُوْلُهَا كَذَّبُوْهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَّجَعَلْنٰهُمْ اَحَادِيْثَۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُوْنَ
Tsumma arsalnaa rusulanaa tatraa kulla maa jaa-a ummatan rasuuluhaa kadz-dzabuuhu fa-atba'naa ba'dhahum ba'dhan waja'alnaahum ahaadiitsa fabu'dan liqaumin laa yu'minuun(a)
Sonra birbiri ardınca peygamberlerimizi gönderdik. Bir ümmete peygamber geldi mi yalanladılar onu, biz de bir kısmını, bir kısmının peşine takıp birbiri ardınca helak ettik onları ve adları, sözleri kaldı ancak; artık uzaklık inanmayan topluluğa.
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوْسٰى وَاَخَاهُ هٰرُوْنَ ەۙ بِاٰيٰتِنَا وَسُلْطٰنٍ مُّبِيْنٍۙ
Tsumma arsalnaa muusa wa-akhaahu haaruuna biaayaatinaa wasulthaanin mubiinin
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u, delillerimizle ve apaçık bir burhanla gönderdik.
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۟ىِٕهٖ فَاسْتَكْبَرُوْا وَكَانُوْا قَوْمًا عَالِيْنَ ۚ
Ila fir'auna wamala-ihi faastakbaruu wakaanuu qauman 'aaliin(a)
Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine, ululanmak istediler ve kibirli bir topluluktu onlar.
فَقَالُوْٓا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عٰبِدُوْنَ ۚ
Faqaaluuu anu'minu libasyaraini mitslinaa waqaumuhumaa lanaa 'aabiduun(a)
Derken, inanacağız mı bizim gibi iki insana, kavimleri de bize kulluk etmede dediler.
فَكَذَّبُوْهُمَا فَكَانُوْا مِنَ الْمُهْلَكِيْنَ
Fakadz-dzabuuhumaa fakaanuu minal muhlakiin(a)
Dediler de ikisini de yalanladılar ve onlar, helak edilenlerdi zaten.
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوْسَى الْكِتٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُوْنَ
Walaqad aatainaa muusal kitaaba la'allahum yahtaduun(a)
Andolsun ki biz, doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya kitap vermiştik.
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهٗٓ اٰيَةً وَّاٰوَيْنٰهُمَآ اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَّمَعِيْنٍ ࣖ
Waja'alnaaabna maryama wa-ummahu aayatan waaawainaahumaa ila rabwatin dzaati qaraarin wama'iinin
Ve Meryemoğlunu ve anasını kudretimize birer delil olarak yaratmış, onları düz, otlak ve sulak bir tepede barındırmıştık.
يٰٓاَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوْا مِنَ الطَّيِّبٰتِ وَاعْمَلُوْا صَالِحًاۗ اِنِّيْ بِمَا تَعْمَلُوْنَ عَلِيْمٌ ۗ
Yaa ai-yuhaarrusulu kuluu minath-thai-yibaati waa'maluu shaalihan innii bimaa ta'maluuna 'aliimun
Ey Peygamberler, yiyin temiz şeyleri ve iyi işlerde bulunun, şüphe yok ki ben, yaptıklarınızı bilirim.
وَاِنَّ هٰذِهٖٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَّاحِدَةً وَّاَنَا۠ رَبُّكُمْ فَاتَّقُوْنِ
Wa-inna hadzihi ummatukum ummatan waahidatan wa-anaa rabbukum faattaquun(i)
Ve şüphe yok ki şu ümmetiniz, bir ümmetten ibarettir ve ben de Rabbinizim, artık çekinin benden.
فَتَقَطَّعُوْٓا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۗ كُلُّ حِزْبٍۢ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُوْنَ
Fataqath-tha'uu amrahum bainahum zuburan kullu hizbin bimaa ladaihim farihuun(a)
Fakat din hususunda ayrıldılar ve ayrılanlar, kendi kitaplarından başka kitapları inkar ettiler ve her bölük, kendi elindekine razı oldu, onunla övünmiye koyuldu.
فَذَرْهُمْ فِيْ غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى حِيْنٍ
Fadzarhum fii ghamratihim hatta hiinin
Artık bir zamanadek sapıklıkları içinde bırak onları.
اَيَحْسَبُوْنَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَّالٍ وَّبَنِيْنَ ۙ
Ayahsabuuna annamaa numidduhum bihi min maalin wabaniin(a)
Sanıyorlar mı ki onlara mal ve evlat vererek mükafatlandırmadayız, yardım etmedeyiz onlara.
نُسَارِعُ لَهُمْ فِى الْخَيْرٰتِۗ بَلْ لَّا يَشْعُرُوْنَ
Nusaari'u lahum fiil khairaati bal laa yasy'uruun(a)
Hayırlara ulaşıvermelerini sağlamadayız, hayır, anlamıyorlar.
اِنَّ الَّذِيْنَ هُمْ مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُّشْفِقُوْنَ ۙ
Innal-ladziina hum min khasyyati rabbihim musyfiquun(a)
Şüphe yok, öyle kişilerdir onlar ki Rablerinin büyüklüğünden korkarlar.
وَالَّذِيْنَ هُمْ بِاٰيٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum biaayaati rabbihim yu'minuun(a)
Öyle kişilerdir onlar ki Rablerinin delillerine inanırlar.
وَالَّذِيْنَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُوْنَ ۙ
Waal-ladziina hum birabbihim laa yusyrikuun(a)
Öyle kişilerdir onlar ki Rablerine şirk koşamazlar.
وَالَّذِيْنَ يُؤْتُوْنَ مَآ اٰتَوْا وَّقُلُوْبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رٰجِعُوْنَ ۙ
Waal-ladziina yu'tuuna maa aatau waquluubuhum wajilatun annahum ila rabbihim raaji'uun(a)
Öyle kişilerdir onlar ki verecekleri neyse verirler ve yürekleri, şüphesiz olarak dönüp Rablerinin tapısına varacaklarını bildikleri için korkuyla dolar.
اُولٰۤىِٕكَ يُسَارِعُوْنَ فِى الْخَيْرٰتِ وَهُمْ لَهَا سٰبِقُوْنَ
Uula-ika yusaari'uuna fiil khairaati wahum lahaa saabiquun(a)
Onlardır hayırlara, yarışırcasına koşanlar ve onlardır hayırlarda önde bulunanlar.
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۖ وَلَدَيْنَا كِتٰبٌ يَّنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُوْنَ
Walaa nukallifu nafsan ilaa wus'ahaa waladainaa kitaabun yanthiqu bil haqqi wahum laa yuzhlamuun(a)
Ve biz, hiç kimseye gücü, yetmeyeceği bir şey teklif etmeyiz ve katımızdadır gerçek olanı söyleyen kitap ve onlar, zulüm görmezler.
بَلْ قُلُوْبُهُمْ فِيْ غَمْرَةٍ مِّنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِّنْ دُوْنِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُوْنَ
Bal quluubuhum fii ghamratin min hadzaa walahum a'maalun min duuni dzalika hum lahaa 'aamiluun(a)
Hayır, onların gönülleri, bu hususta sapıklık içindedir ve onların, bundan başka işledikleri işler var, onlar, o işleri işlerler.
حَتّٰٓى اِذَآ اَخَذْنَا مُتْرَفِيْهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُوْنَ ۗ
Hatta idzaa akhadznaa mutrafiihim bil 'adzaabi idzaa hum yajaruun(a)
Sonunda nimet içinde yaşayanlarını azaba uğrattığımız zaman feryada ve yalvarmaya başlarlar.
لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَۖ اِنَّكُمْ مِّنَّا لَا تُنْصَرُوْنَ
Laa tajaruul yauma innakum minnaa laa tunsharuun(a)
Bugün feryat edip yalvarmayın, şüphe yok ki bizden bir yardım göremezsiniz.
قَدْ كَانَتْ اٰيٰتِيْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُوْنَ ۙ
Qad kaanat aayaatii tutla 'alaikum fakuntum 'ala a'qaabikum tankishuun(a)
Size ayetlerimiz okunduğu zaman gerisin geriye dönerdiniz.
مُسْتَكْبِرِيْنَۙ بِهٖ سٰمِرًا تَهْجُرُوْنَ
Mustakbiriina bihi saamiran tahjuruun(a)
Ululanırdınız orada ve geceleyin de Peygamber hakkında uluorta söylenirdiniz.
اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَاۤءَهُمْ مَّا لَمْ يَأْتِ اٰبَاۤءَهُمُ الْاَوَّلِيْنَ ۖ
Afalam yaddabbaruul qaula am jaa-ahum maa lam ya'ti aabaa-ahumul au-waliin(a)
Şu Kur'an'ı bir iyice düşünmezler mi, yoksa evvelce gelip geçen atalarına gelmeyen bir şey mi geldi onlara?
اَمْ لَمْ يَعْرِفُوْا رَسُوْلَهُمْ فَهُمْ لَهٗ مُنْكِرُوْنَ ۖ
Am lam ya'rifuu rasuulahum fahum lahu munkiruun(a)
Yoksa Peygamberlerini tanımazlar mı ki onu inkar etmedeler?
اَمْ يَقُوْلُوْنَ بِهٖ جِنَّةٌ ۗ بَلْ جَاۤءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كٰرِهُوْنَ
Am yaquuluuna bihi jinnatun bal jaa-ahum bil haqqi wa-aktsaruhum lilhaqqi kaarihuun(a)
Yoksa onda delilik var mı derler? Hayır, o, gerçek olan Kur'an'la gelmiştir onlara, fakat çoğu gerçeği istemez.
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَاۤءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوٰتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيْهِنَّۗ بَلْ اَتَيْنٰهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُّعْرِضُوْنَ ۗ
Walawiittaba'al haqqu ahwaa-ahum lafasadatis-samaawaatu wal ardhu waman fiihinna bal atainaahum bidzikrihim fahum 'an dzikrihim mu'ridhuun(a)
Gerçek Tanrı, onların dileklerine uysaydı elbette gökler de bozulurgiderdi, yeryüzü de, onlarda olan varlıklar da. Hayır, biz onlara kendi yüceliklerini getirdik, gösterdik, fakat onlar kendi yüceliklerinden de yüz çevirmedeler.
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖوَّهُوَ خَيْرُ الرّٰزِقِيْنَ
Am tasaluhum kharjan fakharaaju rabbika khairun wahuwa khairurraaziqiin(a)
Yoksa onlardan ücret mi istiyorsun? Gerçekten de Rabbinin mükafatı daha hayırlıdır ve o, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
وَاِنَّكَ لَتَدْعُوْهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيْمٍ
Wa-innaka latad'uuhum ila shiraathin mustaqiimin
Şüphe yok ki sen, onları mutlaka doğru yola çağırmadasın.
وَاِنَّ الَّذِيْنَ لَا يُؤْمِنُوْنَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُوْنَ
Wa-innal-ladziina laa yu'minuuna bil-aakhirati 'anish-shiraathi lanaakibuun(a)
Fakat gerçekten de ahirete inanmayanlar, doğru yoldan sapıyorlar.
۞ وَلَوْ رَحِمْنٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِّنْ ضُرٍّ لَّلَجُّوْا فِيْ طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُوْنَ
Walau rahimnaahum wakasyafnaa maa bihim min dhurril(n)-lalajjuu fii thughyaanihim ya'mahuun(a)
Onlara acırsan ve uğradıkları zararı giderirsen gene azgınlıklarında şaşkıncasına ısrar edip giderler.
وَلَقَدْ اَخَذْنٰهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوْا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُوْنَ
Walaqad akhadznaahum bil 'adzaabi famaaastakaanuu lirabbihim wamaa yatadharra'uun(a)
Andolsun ki biz onları azaplandırmıştık da gene Rablerine baş eğmemişlerdi ve yalvarmamışlardı.
حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيْدٍ اِذَا هُمْ فِيْهِ مُبْلِسُوْنَ ࣖ
Hatta idzaa fatahnaa 'alaihim baaban dzaa 'adzaabin syadiidin idzaa hum fiihi mublisuun(a)
Sonunda, onlara çetin bir azap kapısı açmıştık da o zaman her şeyden ümitlerini kesmişlerdi.
وَهُوَ الَّذِيْٓ اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٕدَةَۗ قَلِيْلًا مَّا تَشْكُرُوْنَ
Wahuwal-ladzii ansyaa lakumussam'a wal abshaara wal af-idata qaliilaa maa tasykuruun(a)
Ve o, bir mabuttur ki size kulak, gözler ve kalpler verdi ne de az şükrediyorsunuz.
وَهُوَ الَّذِيْ ذَرَاَكُمْ فِى الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُوْنَ
Wahuwal-ladzii dzaraakum fiil ardhi wa-ilaihi tuhsyaruun(a)
Ve o, bir mabuttur ki sizin için bitirdi yeryüzündekileri ve onun tapısında haşrolacaksınız.
وَهُوَ الَّذِيْ يُحْيٖ وَيُمِيْتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۗ اَفَلَا تَعْقِلُوْنَ
Wahuwal-ladzii yuhyii wayumiitu walahuukh-tilaafullaili wannahaari afalaa ta'qiluun(a)
Ve o, bir mabuttur ki diriltir ve öldürür ve geceyle gündüzün uzanıp kısalması da onun tedbiriyledir, akıl etmez misiniz?
بَلْ قَالُوْا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُوْنَ
Bal qaaluuu mitsla maa qaalal au-waluun(a)
Hayır, onlar, hep evvelkilerin dedikleri gibi demedeler.
قَالُوْٓا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَّعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوْثُوْنَ
Qaaluuu a-idzaa mitnaa wakunnaa turaaban wa'izhaaman a-innaa lamab'uutsuun(a)
Dediler ki: Öldükten ve toztoprak ve kemik kesildikten sonra mı diriltileceğiz?
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَاۤؤُنَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَآ اِلَّآ اَسَاطِيْرُ الْاَوَّلِيْنَ
Laqad wu'idnaa nahnu waaabaa'unaa hadzaa min qablu in hadzaa ilaa asaathiirul au-waliin(a)
Andolsun ki bize de, daha önce atalarımıza da vaadedilmişti bu, fakat bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil.
قُلْ لِّمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ فِيْهَآ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُوْنَ
Qul limanil ardhu waman fiihaa in kuntum ta'lamuun(a)
De ki: Kimindir yeryüzü ve orada bulunanlar biliyorsanız eğer?
سَيَقُوْلُوْنَ لِلّٰهِ ۗقُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُوْنَ
Sayaquuluuna lillahi qul afalaa tadzakkaruun(a)
Diyecekler ki: Allah'ın. De ki: O halde ne diye hala düşünüp anlamazsınız?
قُلْ مَنْ رَّبُّ السَّمٰوٰتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيْمِ
Qul man rabbus-samaawaatissab'i warabbul 'arsyil 'azhiim(i)
De ki: Kimdir Rabbi yedi göğün ve Rabbi pek büyük arşın.
سَيَقُوْلُوْنَ لِلّٰهِ ۗقُلْ اَفَلَا تَتَّقُوْنَ
Sayaquuluuna lillahi qul afalaa tattaquun(a)
Diyecekler ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hala çekinmezsiniz?
قُلْ مَنْۢ بِيَدِهٖ مَلَكُوْتُ كُلِّ شَيْءٍ وَّهُوَ يُجِيْرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُوْنَ
Qul man biyadihi malakuutu kulli syai-in wahuwa yujiiru walaa yujaaru 'alaihi in kuntum ta'lamuun(a)
De ki: Kimdir her şeyin saltanat ve tasarrufu elinde olan ve odur koruyan, oysa korunmaya muhtaç değil; biliyorsanız eğer?
سَيَقُوْلُوْنَ لِلّٰهِ ۗقُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُوْنَ
Sayaquuluuna lillahi qul fa-anna tusharuun(a)
Diyecekler ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hala boş şeylere kapılmadasınız?
بَلْ اَتَيْنٰهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكٰذِبُوْنَ
Bal atainaahum bil haqqi wa-innahum lakaadzibuun(a)
Hayır, biz onlara gerçeği getirdik ve şüphe yok ki onlar, yalan söylemedeler elbette.
مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَّلَدٍ وَّمَا كَانَ مَعَهٗ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍۢ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۗ سُبْحٰنَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُوْنَ ۙ
Maa-attakhadzallahu min waladin wamaa kaana ma'ahu min ilahin idzan ladzahaba kullu ilahin bimaa khalaqa wala'alaa ba'dhuhum 'ala ba'dhin subhaanallahi 'ammaa yashifuun(a)
Allah, hiç kimseyi evlat edinmez ve onunla birlikte bir başka mabut yoktur, olsaydı her mabut, kendi halkettiğini benimseyip alır gider ve bir kısmı, öbürlerinden üstün olurdu. Münezzehtir Allah onların söylediklerinden.
عٰلِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعٰلٰى عَمَّا يُشْرِكُوْنَ ࣖ
'Aalimil ghaibi wasy-syahaadati fata'aala 'ammaa yusyrikuun(a)
Gizliyi de bilir, görüneni de; gerçekten de yücedir şirk koşanların ona eş tanıdıkları şeylerden.
قُلْ رَّبِّ اِمَّا تُرِيَنِّيْ مَا يُوْعَدُوْنَ ۙ
Qul rabbi immaa turiyannii maa yuu'aduun(a)
De ki: Rabbim, onlara vaadedileni bana göstereceksen.
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِيْ فِى الْقَوْمِ الظّٰلِمِيْنَ
Rabbi falaa taj'alnii fiil qaumizh-zhaalimiin(a)
Rabbim, beni zalim topluluğun içinde bırakma.
وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقٰدِرُوْنَ
Wa-innaa 'ala an nuriyaka maa na'iduhum laqaadiruun(a)
Ve şüphe yok ki bizim, onlara vaadettiğimiz şeyleri sana göstermeye gücümüz yeter elbette.
اِدْفَعْ بِالَّتِيْ هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۗ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُوْنَ
Adfa' biillatii hiya ahsanussai-yi-ata nahnu a'lamu bimaa yashifuun(a)
Kötülüğü, en güzel bir huyla defet, biz, onların neler dediğini, bizi ne çeşit tavsif ettiklerini daha iyi biliriz.
وَقُلْ رَّبِّ اَعُوْذُ بِكَ مِنْ هَمَزٰتِ الشَّيٰطِيْنِ ۙ
Waqul rabbi a'uudzu bika min hamazaatisy-syayaathiin(i)
Ve de ki: Rabbim, sana sığınırım Şeytanların vesveselerinden.
وَاَعُوْذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَّحْضُرُوْنِ
Wa-a'uudzu bika rabbi an yahdhuruun(i)
Ve sana sığınırım Rabbim, onların yanımda bulunmalarından.
حَتّٰٓى اِذَا جَاۤءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُوْنِ ۙ
Hatta idzaa jaa-a ahadahumul mautu qaala rabbiirji'uun(i)
Sonunda, onlardan birine ölüm gelip çattı mı Rabbim der, beni geriye, tekrar dünyaya yolla da.
لَعَلِّيْٓ اَعْمَلُ صَالِحًا فِيْمَا تَرَكْتُ كَلَّاۗ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَاۤىِٕلُهَاۗ وَمِنْ وَّرَاۤىِٕهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُوْنَ
La'allii a'malu shaalihan fiimaa taraktu kalaa innahaa kalimatun huwa qaa-iluhaa wamin waraa-ihim barzakhun ila yaumi yub'atsuun(a)
Belki iyi işler işlerim ve zayi ettiğim ömrü telafi ederim. Hayır, boş bir söz, onun söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları günedek bir berzah var.
فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّوْرِ فَلَآ اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَىِٕذٍ وَّلَا يَتَسَاۤءَلُوْنَ
Fa-idzaa nufikha fiish-shuuri falaa ansaaba bainahum yauma-idzin walaa yatasaa-aluun(a)
Sura üfürülünce aralarında ne soysop var, ne de birbirlerinin halini soruştuRabilirler o gün.
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِيْنُهٗ فَاُولٰۤىِٕكَ هُمُ الْمُفْلِحُوْنَ
Faman tsaqulat mawaaziinuhu fa-uula-ika humul muflihuun(a)
Kimin iyilikleri ağır gelirse o çeşit kişilerdir kurtulanlar, muratlarına erenler.
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِيْنُهٗ فَاُولٰۤىِٕكَ الَّذِيْنَ خَسِرُوْٓا اَنْفُسَهُمْ فِيْ جَهَنَّمَ خٰلِدُوْنَ ۚ
Waman khaffat mawaaziinuhu fa-uula-ikal-ladziina khasiruu anfusahum fii jahannama khaaliduun(a)
Ve kimin iyilikleri hafif gelirse gerçekten de o çeşit kişilerdir kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde ebedidir onlar.
تَلْفَحُ وُجُوْهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيْهَا كَالِحُوْنَ
Talfahu wujuuhahumunnaaru wahum fiihaa kaalihuun(a)
Yüzlerini yalar ateş ve onlar, orada somurtup kalırlar.
اَلَمْ تَكُنْ اٰيٰتِيْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُوْنَ
Alam takun aayaatii tutla 'alaikum fakuntum bihaa tukadz-dzibuun(a)
Siz değil miydiniz size ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar?
قَالُوْا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَاۤلِّيْنَ
Qaaluuu rabbanaa ghalabat 'alainaa syiqwatunaa wakunnaa qauman dhaalliin(a)
Rabbimiz derler, kötülüğümüz üst oldu bize ve doğru yoldan sapmış bir topluluk olduk.
رَبَّنَآ اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظٰلِمُوْنَ
Rabbanaa akhrijnaa minhaa fa-in 'udnaa fa-innaa zhaalimuun(a)
Rabbimiz, bizi buradan çıkar, gene kötülüğe dönersek gerçekten de zulmetmiş oluruz artık.
قَالَ اخْسَـُٔوْا فِيْهَا وَلَا تُكَلِّمُوْنِ
Qaalaakhsa-uu fiihaa walaa tukallimuun(i)
Hoşt, defolun oraya ve bana da söz söylemeyin der.
اِنَّهٗ كَانَ فَرِيْقٌ مِّنْ عِبَادِيْ يَقُوْلُوْنَ رَبَّنَآ اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرّٰحِمِيْنَ ۚ
Innahu kaana fariiqun min 'ibaadii yaquuluuna rabbanaa aamannaa faaghfir lanaa waarhamnaa wa-anta khairurraahimiin(a)
Şüphe yok ki bir bölük vardır kullarımdan, Rabbimiz derler, inandık, yarlıga bizi ve acı bize ve sensin merhametliler merhametlisi.
فَاتَّخَذْتُمُوْهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْرِيْ وَكُنْتُمْ مِّنْهُمْ تَضْحَكُوْنَ
Fa-attakhadztumuuhum sikhrii-yan hatta ansaukum dzikrii wakuntum minhum tadhhakuun(a)
Halbuki siz, onları alaya aldınız da sonunda beni anmayı unutturdu size bu hal ve siz onlara gülerdiniz.
اِنِّيْ جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوْٓاۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَاۤىِٕزُوْنَ
Innii jazaituhumul yauma bimaa shabaruu annahum humul faa-izuun(a)
Şüphe yok ki ben de sabrettiklerine karşılık bugün onları mükafatlandıracağım; şüphe yok ki onlardır muratlarına erenlerin ta kendileri.
قٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى الْاَرْضِ عَدَدَ سِنِيْنَ
Qaala kam labitstum fiil ardhi 'adada siniin(a)
Yeraltında kaç yıl kaldınız der.
قَالُوْا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَاۤدِّيْنَ
Qaaluuu labitsnaa yauman au ba'dha yaumin faasalil 'aaddiin(a)
Bir gün derler, yahut da bir günün bir kısmı kadar, artık, sayanlara sor.
قٰلَ اِنْ لَّبِثْتُمْ اِلَّا قَلِيْلًا لَّوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُوْنَ
Qaala in labitstum ilaa qaliilaa lau annakum kuntum ta'lamuun(a)
Ancak pek az kaldınız der, fakat bir bilseniz ahiretin ebediliğini.
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنٰكُمْ عَبَثًا وَّاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُوْنَ
Afahasibtum annamaa khalaqnaakum 'abatsan wa-annakum ilainaa laa turja'uun(a)
Yoksa sizi ancak boşu boşuna yarattık gerçekten de dönüp tapımıza gelmeyeceksiniz mi sanıyordunuz?
فَتَعٰلَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيْمِ
Fata'aalallahul malikul haqqu laa ilaha ilaa huwa rabbul 'arsyil kariim(i)
Yücedir her şeye sahip ve mutasarrıf olan gerçek Allah, yoktur ondan başka tapacak, güzelim arşın de sahibidir.
وَمَنْ يَّدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهٗ بِهٖۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهٗ عِنْدَ رَبِّهٖۗ اِنَّهٗ لَا يُفْلِحُ الْكٰفِرُوْنَ
Waman yad'u ma'allahi ilahan aakhara laa burhaana lahu bihi fa-innamaa hisaabuhu 'inda rabbihi innahu laa yuflihul kaafiruun(a)
Ve kim Allah'la beraber bir başka mabudu çağırırsa onun, bu hususta bir burhanı yoktur; sorusu da Rabbine aittir onun; hiç şüphe yok ki kafirler, kurtulmazlar, muratlarına ermezler.
وَقُلْ رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرّٰحِمِيْنَ ࣖ
Waqul rabbiighfir waarham wa-anta khairurraahimiin(a)
Ve de ki Rabbim, yarlıga acı ve sensin acıyanların en hayırlısı.
Sık sorulan sorular
Mü'minun Suresi kaç ayettir?
Mü'minun Suresi 118 ayettir.
Mü'minun Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?
Mü'minun Suresi (المُؤمنون) Kuran-ı Kerim'in 23. suresidir ve 18. cüzde yer alır.
Mü'minun Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Mü'minun Suresi Mekkî bir suredir.
Mü'minun Suresi internetsiz nasıl dinlenir?
Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Mü'minun Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.
Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.