Kaf Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali
ق
- Sure 50
- 45 ayet
- Mekkî
- Cüz 26
Kaf Suresi'nin (ق) 45 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ
قۤ ۗوَالْقُرْاٰنِ الْمَجِيْدِ ۖ
Qaaf wal quraanil majiid(i)
Kaaf, andolsun büyük ve şerefli Kur'an'a.
بَلْ عَجِبُوْٓا اَنْ جَاۤءَهُمْ مُّنْذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ الْكٰفِرُوْنَ هٰذَا شَيْءٌ عَجِيْبٌ ۚ
Bal 'ajibuu an jaa-ahum mundzirun minhum faqaalal kaafiruuna hadzaa syayun 'ajiibun
Hayır, onlar, içlerinden bir korkutucunun gelmesine şaşıp kaldılar da kafirler, gerçekten de dediler, bu şaşılacak bir şey.
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ۚ ذٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيْدٌ
A-idzaa mitnaa wakunnaa turaaban dzalika raj'un ba'iidun
Ölüp bir yığın toprak olduktan sonra mı? Bu, pek uzak, pek olmayacak bir dönüş.
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْ ۚوَعِنْدَنَا كِتٰبٌ حَفِيْظٌ
Qad 'alimnaa maa tanqushul ardhu minhum wa'indanaa kitaabun hafiizhun
Gerçekten de yeryüzü, onlardan neyi eksiltir, biliriz biz ve katımızdadır her şeyi koruyan ve zapteden kitap.
بَلْ كَذَّبُوْا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاۤءَهُمْ فَهُمْ فِيْٓ اَمْرٍ مَّرِيْجٍ
Bal kadz-dzabuu bil haqqi lammaa jaa-ahum fahum fii amrin mariijin
Hayır, gerçek olan Kur'an, onlara gelince yalanladılar da şimdi darmadağın bir işe daldılar.
اَفَلَمْ يَنْظُرُوْٓا اِلَى السَّمَاۤءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنٰهَا وَزَيَّنّٰهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوْجٍ
Afalam yanzhuruu ilassamaa-i fauqahum kaifa banainaahaa wazai-yannaahaa wamaa lahaa min furuujin
Bakmazlar mı üstlerindeki göğe? Nasıl kurduk onu ve bezedik ve bir yarığı, yırtığı da yok.
وَالْاَرْضَ مَدَدْنٰهَا وَاَلْقَيْنَا فِيْهَا رَوَاسِيَ وَاَنْۢبَتْنَا فِيْهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍۢ بَهِيْجٍۙ
Wal ardha madadnaahaa wa-alqainaa fiihaa rawaasiya wa-anbatnaa fiihaa min kulli zaujin bahiijin
Ve yeryüzünü nasıl yaydık ve oraya metin dağlar koyduk ve orada, gözler, gönüller açan güzelim nebatları çifterçiftter bitirdik.
تَبْصِرَةً وَّذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيْبٍ
Tabshiratan wadzikra likulli 'abdin muniibin
Mabuduna dönen her kulun, can gözünü açmak ve ona, ibret ve öğüt vermek için.
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً مُّبٰرَكًا فَاَنْۢبَتْنَا بِهٖ جَنّٰتٍ وَّحَبَّ الْحَصِيْدِۙ
Wanazzalnaa minassamaa-i maa-an mubaarakan fa-anbatnaa bihi jannaatin wahabbal hashiid(i)
Ve gökten de kutlu bir yağmur yağdırmadayız da o sayede bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler, yeşertip bitirmedeyiz.
وَالنَّخْلَ بٰسِقٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيْدٌۙ
Wannakhla baasiqaatin lahaa thal'un nadhiidun
Ve hurma ağaçları ki boy atıp uzar ve meyveleri, birbirine bitişmiş, adeta istiflenmiştir.
رِّزْقًا لِّلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَّيْتًاۗ كَذٰلِكَ الْخُرُوْجُ
Rizqal(n)-lil'ibaadi wa-ahyainaa bihi baldatan maitan kadzalikal khuruuj(u)
Kullara rızık olarak ve o yağmurla ölü şehri diriltiriz, işte kabirden çıkış da böyledir.
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوْحٍ وَّاَصْحٰبُ الرَّسِّ وَثَمُوْدُ
Kadz-dzabat qablahum qaumu nuuhin wa-ashhaaburrassi watsamuud(u)
Onlardan önce Nuh kavmi ve Ashabı Ress ve Semud kavmi de yalanlamışlardı.
وَعَادٌ وَّفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوْطٍۙ
Wa'aadun wafir'aunu wa-ikhwaanu luuthin
Ve Âd ve Firavun kavimleri ve Lut'un kardeşleri.
وَّاَصْحٰبُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۗ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيْدِ
Wa-ashhaabul aikati waqaumu tubba'in kullun kadz-dzabarrusula fahaqqa wa'iid(i)
Ve Ashabı Eyke ve Tubba' kavmi; hepsi de peygamberleri yalanlamışlardı da helak olmayı hak ettiler.
اَفَعَيِيْنَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۗ بَلْ هُمْ فِيْ لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيْدٍ ࣖ
Afa'ayiinaa bil khalqil au-wali bal hum fii labsin min khalqin jadiidin
İlk yaratışta aciz mi kaldık ki? Hayır; ama onlar, yeni bir yaratışta şüphe içindeler.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهٗ ۖوَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيْدِ
Walaqad khalaqnaa-insaana wana'lamu maa tuwaswisu bihi nafsuhu wanahnu aqrabu ilaihi min hablil wariid(i)
Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz ve biz, ona, şah damarından daha yakınız.
اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيٰنِ عَنِ الْيَمِيْنِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيْدٌ
Idz yatalaqqal mutalaqqiyaani 'anil yamiini wa'anisy-syimaali qa'iidun
Ne söyler, ne yaparsa yazan iki melek var, biri sağda oturmuş, biri solda.
مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيْبٌ عَتِيْدٌ
Maa yalfizhu min qaulin ilaa ladaihi raqiibun 'atiidun
Hiçbir söz söylemez ki yanında, onu zapteden, gözetip kollayan biri bulunmasın.
وَجَاۤءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ۗذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيْدُ
Wajaa-at sakratul mauti bil haqqi dzalika maa kunta minhu tahiid(u)
Ölüm baygınlığı, gerçek olarak gelip çattı mı buydu işte denir, senin kaçıp durduğun.
وَنُفِخَ فِى الصُّوْرِۗ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَعِيْدِ
Wanufikha fiish-shuuri dzalika yaumul wa'iid(i)
Ve üfürülür su'ra, işte bu gündür azap günü.
وَجَاۤءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَاۤىِٕقٌ وَّشَهِيْدٌ
Wajaa-at kullu nafsin ma'ahaa saa-iqun wasyahiidun
Ve herkes, yanında bir sürüp götüren ve bir tanık olarak gelir.
لَقَدْ كُنْتَ فِيْ غَفْلَةٍ مِّنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاۤءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيْدٌ
Laqad kunta fii ghaflatin min hadzaa fakasyafnaa 'anka ghithaa-aka fabasharukal yauma hadiidun
Andolsun ki gafletteydin bundan, derken perdeyi kaldırdık gözünden, artık gözün keskin bugün.
وَقَالَ قَرِيْنُهٗ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيْدٌۗ
Waqaala qariinuhu hadzaa maa ladai-ya 'atiidun
Arkadaşı olan melek, der ki: İşte, ne yaptıysa hepsi bende, hepsi hazır.
اَلْقِيَا فِيْ جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيْدٍ
Al-qiyaa fii jahannama kulla kaffaarin 'aniidin
Artık atın cehenneme adamakıllı kafir olan ve gerçeğe karşı inat eden herkesi.
مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيْبٍۙ
Mannaa'il(n)-lilkhairi mu'tadin muriibin
Hayrı tamamıyla meneden zalim şüpheciyi.
ۨالَّذِيْ جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيٰهُ فِى الْعَذَابِ الشَّدِيْدِ
Al-ladzii ja'ala ma'allahi ilahan aakhara fa-alqiyaahu fiil 'adzaabisy-syadiid(i)
Ki Allah'la beraber bir başka mabut da kabul etmiştir, atın artık onu çetin azaba.
۞ قَالَ قَرِيْنُهٗ رَبَّنَا مَآ اَطْغَيْتُهٗ وَلٰكِنْ كَانَ فِيْ ضَلٰلٍۢ بَعِيْدٍ
Qaala qariinuhu rabbanaa maa athghaituhu walakin kaana fii dhalalin ba'iidin
Arkadaşı, Rabbimiz der, onu, taşkınlığa ben sevketmedim ve fakat o, pek uzak bir sapıklık içindeydi.
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوْا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَعِيْدِ
Qaala laa takhtashimuu ladai-ya waqad qaddamtu ilaikum bil wa'iid(i)
Der ki: Huzurumda çekişmeyin ve ben, önceden azap edeceğimi bildirmiştim size.
مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَآ اَنَا۠ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيْدِ ࣖ
Maa yubaddalul qaulu ladai-ya wamaa anaa bizhalaamil(n)-lil'abiid(i)
Katımda söz değiştirilemez ve ben, kullara zulmetmem.
يَوْمَ نَقُوْلُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَـْٔتِ وَتَقُوْلُ هَلْ مِنْ مَّزِيْدٍ
Yauma naquulu lijahannama haliimtal-ati wataquulu hal min maziidin
O gün deriz cehenneme: Doldun mu? Ve der ki: Daha yok mu?
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِيْنَ غَيْرَ بَعِيْدٍ
Wa-uzlifatil jannatu lilmuttaqiina ghaira ba'iidin
Ve yaklaştırılır cennet, çekinenlere ve onlardan uzak değildir.
هٰذَا مَا تُوْعَدُوْنَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفِيْظٍۚ
Hadzaa maa tuu'aduuna likulli au-waabin hafiizhin
İşte denecek, size, mabuduna tövbe eden, emri, iyideniyiye koruyan herkese vaadedilen bu.
مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَاۤءَ بِقَلْبٍ مُّنِيْبٍۙ
Man khasyiyar-rahmana bil ghaibi wajaa-a biqalbin muniibin
Görmediği halde rahmandan korkan ve ona yönelmiş bir yürekle gelen kişiye vaadedilen bu.
ۨادْخُلُوْهَا بِسَلٰمٍ ۗذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُوْدِ
Adkhuluuhaa bisalaamin dzalika yaumul khuluud(i)
Esenlikle girin oraya; bugün, ebedilik günü.
لَهُمْ مَّا يَشَاۤءُوْنَ فِيْهَا وَلَدَيْنَا مَزِيْدٌ
Lahum maa yasyaa-uuna fiihaa waladainaa maziidun
Onlaradır ne dilerlerse orada ve katımızda daha da fazlası var.
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِّنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوْا فِى الْبِلَادِۗ هَلْ مِنْ مَّحِيْصٍ
Wakam ahlaknaa qablahum min qarnin hum asyaddu minhum bathsyan fanaqqabuu fiil bilaadi hal min mahiishin
Ve nice nesiller helak ettik onlardan önce; onlar, bunlardan daha çokluktu, daha güçlü kuvvetliydi, derken şehirleri delikdeşik etmişlerdi, her tarafı ellerine geçirmişlerdi, fakat bir kaçacak yer mi var?
اِنَّ فِيْ ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهٗ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيْدٌ
Inna fii dzalika ladzikra liman kaana lahu qalbun au alqassam'a wahuwa syahiidun
Şüphe yok ki bunda, gönlü olana, yahut görerek kulak verene ibret ve öğüt var elbet.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِيْ سِتَّةِ اَيَّامٍۖ وَّمَا مَسَّنَا مِنْ لُّغُوْبٍ
Walaqad khalaqnaas-samaawaati wal ardha wamaa bainahumaa fii sittati ai-yaamin wamaa massanaa min lughuubin
Ve andolsun ki biz, gökleri ve yeryüzünü altı günde yarattık ve bir yorgunluk gelmedi bize.
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُوْلُوْنَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوْعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوْبِ
Faashbir 'ala maa yaquuluuna wasabbih bihamdi rabbika qabla thuluu'isy-syamsi waqablal ghuruub(i)
Artık sabret ne derlerse ve Rabbine ham ederek onu tenzih et güneş doğmadan önce ve batmadan önce.
وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُوْدِ
Waminallaili fasabbihhu wa-adbaarassujuud(i)
Ve geceleyin ve secdelerden sonra.
وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَّكَانٍ قَرِيْبٍ
Waastami' yauma yunaadil munaadi min makaanin qariibin
Ve dinle o nida edenin, yakın bir yerden bağıracağı gün, sesini.
يَوْمَ يَسْمَعُوْنَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ۗذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوْجِ
Yauma yasma'uunash-shaihata bil haqqi dzalika yaumul khuruuj(i)
O gün, o bağrışı, gerçek olarak işitecekler; işte o gündür kabirlerden çıkış günü.
اِنَّا نَحْنُ نُحْيٖ وَنُمِيْتُ وَاِلَيْنَا الْمَصِيْرُۙ
Innaa nahnu nuhyii wanumiitu wa-ilainaal mashiir(u)
Şüphe yok ki biz diriltiriz ve biz öldürürüz ve dönülüp gelinecek tapı, bizim tapımızdır.
يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ۗذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيْرٌ
Yauma tasyaqqaqul ardhu 'anhum siraa'an dzalika hasyrun 'alainaa yasiirun
O gün yarılır yeryüzü de çıkarlar oradan ve hızlıhızlı koşarlar; bu toplayış, bize pek kolaydır.
نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُوْلُوْنَ وَمَآ اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍۗ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَّخَافُ وَعِيْدِ ࣖ
Nahnu a'lamu bimaa yaquuluuna wamaa anta 'alaihim bijabbaarin fadzakkir bil quraani man yakhaafu wa'iid(i)
Biz daha iyi biliriz ne dediklerini ve senin, onlara, dilediğini yapacak bir kudretin yok, artık, azaptan korkana Kur'an'la öğüt ver.
Sık sorulan sorular
Kaf Suresi kaç ayettir?
Kaf Suresi 45 ayettir.
Kaf Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?
Kaf Suresi (ق) Kuran-ı Kerim'in 50. suresidir ve 26. cüzde yer alır.
Kaf Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Kaf Suresi Mekkî bir suredir.
Kaf Suresi internetsiz nasıl dinlenir?
Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Kaf Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.
Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.