Kamer Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali
القَمَر
- Sure 54
- 55 ayet
- Mekkî
- Cüz 27
Kamer Suresi'nin (القَمَر) 55 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ
Aqtarabatissaa'atu waansyaqqal qamar(u)
Yaklaştı kıyamet ve yarıldı ay.
وَاِنْ يَّرَوْا اٰيَةً يُّعْرِضُوْا وَيَقُوْلُوْا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Wa-in yarau aayatan yu'ridhuu wayaquuluu sihrun mustamirrun
Ve onlar, bir delil gördüler mi yüz çevirirler de sürüp giden bir büyü derler.
وَكَذَّبُوْا وَاتَّبَعُوْٓا اَهْوَاۤءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Wakadz-dzabuu waattaba'uu ahwaa-ahum wakullu amrin mustaqirrun
Ve yalanlarlar ve dileklerine uyarlar ve her iş, kararlaştırılmıştır.
وَلَقَدْ جَاۤءَهُمْ مِّنَ الْاَنْبَاۤءِ مَا فِيْهِ مُزْدَجَرٌۙ
Walaqad jaa-ahum minal anbaa-i maa fiihi muzdajarun
Ve andolsun, öyle haberler geldi onlara ki o haberlerde onları vazgeçirecek, onlara öğüt verecek şeyler vardı.
حِكْمَةٌ ۢ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ
Hikmatun baalighatun famaa tughninnudzur(u)
Yüksek hikmet vardı, derken korkutuşlar fayda vermedi gitti.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُّكُرٍۙ
Fatawalla 'anhum yauma yad'uuddaa'i ila syai-in nukurin
Artık yüz çevir onlardan; o gün çağıran, hoşlanılmayan birşeye çağırır.
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُوْنَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنْتَشِرٌۙ
Khusy-sya'an abshaaruhum yakhrujuuna minal ajdaatsi kaannahum jaraadun muntasyirun
Gözleri yerde, kabirlerden çıkarlar, sanki onlar, dağılmış çekirgelerdir.
مُّهْطِعِيْنَ اِلَى الدَّاعِۗ يَقُوْلُ الْكٰفِرُوْنَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Muhthi'iina iladdaa'i yaquulul kaafiruuna hadzaa yaumun 'asirun
Yönelirler çağırana; kafirler, bugün derler, ne de zorlu gün.
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوْحٍ فَكَذَّبُوْا عَبْدَنَا وَقَالُوْا مَجْنُوْنٌ وَّازْدُجِرَ
Kadz-dzabat qablahum qaumu nuuhin fakadz-dzabuu 'abdanaa waqaaluuu majnuunun waazdujir(a)
Onlardan önce Nuh kavmi de kulumuzu yalanlamıştı ve delil dediler ona, pek fena incittiler onu.
فَدَعَا رَبَّهٗٓ اَنِّيْ مَغْلُوْبٌ فَانْتَصِرْ
Fada'aa rabbahu annii maghluubun faantashir
Derken Rabbine dua etti: Şüphe yok ki altoldum ben, artık sen yardım et bana.
فَفَتَحْنَآ اَبْوَابَ السَّمَاۤءِ بِمَاۤءٍ مُّنْهَمِرٍۖ
Fafatahnaa abwaabassamaa-i bimaa-in munhamirin
Derken açtık göklerin kapılarını da şarıl şarıl ardı gelmez yağmurlar yağdırdık.
وَّفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُوْنًا فَالْتَقَى الْمَاۤءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ۚ
Wafajjarnaal ardha 'uyuunan fal taqal maa-u 'ala amrin qad qudir(a)
Ve yerden de sular fışkırttık, derken sular, mukadder bir emre göre birleşti.
وَحَمَلْنٰهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَّدُسُرٍۙ
Wahamalnaahu 'ala dzaati alwaahin wadusurin
Ve onu, tahtalardan yapılmış ve mıhlarla kenetlenmiş bir gemide taşıdık.
تَجْرِيْ بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَاۤءً لِّمَنْ كَانَ كُفِرَ
Tajrii bia'yuninaa jazaa-an liman kaana kufir(a)
Gözümüzün önünde akıp giderdi; bir mükafattı nankörlük görene.
وَلَقَدْ تَّرَكْنٰهَآ اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ
Walaqad taraknaahaa aayatan fahal min muddakirin
Ve andolsun ki bir delil olarak bıraktık onu, fakat bir ibret alan mı var?
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Fakaifa kaana 'adzaabii wanudzur(i)
Derken nasıldı azabım benim ve korkutuşlarım?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ
Walaqad yassarnaal quraana li-dzdzikri fahal min muddakirin
Ve andolsun öğüt ve ibret için Kur'an'ı kolaylaştırdık, fakat bir ibret alan mı var?
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Kadz-dzabat 'aadun fakaifa kaana 'adzaabii wanudzur(i)
Âd da yalanlamıştı, derken nasıldı azabım benim ve korkutuşlarım?
اِنَّآ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيْحًا صَرْصَرًا فِيْ يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّۙ
Innaa arsalnaa 'alaihim riihan sharsharan fii yaumi nahsin mustamirrin
Şüphe yok ki sürüp giden uğursuz bir günde onlara bir kasırgadır yolladık.
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنْقَعِرٍ
Tanzi'unnaasa kaannahum a'jaazu nakhlin munqa'irin
Onları kökünden koparmadaydı, sanki köklerinden kopup baş aşağı devrilen hurma kütükleriydi onlar.
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Fakaifa kaana 'adzaabii wanudzur(i)
Derken nasıldı azabım benim ve korkutuşlarım?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ ࣖ
Walaqad yassarnaal quraana li-dzdzikri fahal min muddakirin
Ve andolsun ki öğüt ve ibret için Kur'an'ı kolaylaştırdık, fakat bir ibret alan mı var?
كَذَّبَتْ ثَمُوْدُ بِالنُّذُرِ
Kadz-dzabat tsamuudu binnudzur(i)
Semud da korkutucuları yalanladı.
فَقَالُوْٓا اَبَشَرًا مِّنَّا وَاحِدًا نَّتَّبِعُهٗٓ ۙاِنَّآ اِذًا لَّفِيْ ضَلٰلٍ وَّسُعُرٍ
Faqaaluuu abasyaran minnaa waahidan nattabi'uhu innaa idzan lafii dhalalin wasu'urin
Derken bizden bir adama mı uyacağız dediler, gerçekten de o zaman elbette sapıklığa düşeriz, ateşlere yanarkavruluruz.
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ
A'ulqiyadz-dzikru 'alaihi min baininaa bal huwa kadz-dzaabun asyirun
Vahiy, içimizden gelegele ona mı geliyor? Hayır, o, yalancı kendini beğenmiş birisi.
سَيَعْلَمُوْنَ غَدًا مَّنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ
Saya'lamuuna ghadan manil kadz-dzaabul asyir(u)
Yarın bilirler kimmiş yalancı kendini beğenmiş.
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۖ
Innaa mursiluunnaaqati fitnatan lahum faartaqibhum waashthabir
Şüphe yok ki onları sınamak için dişi deveyi gönderiyoruz, artık gözetle onları ve dayan.
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَاۤءَ قِسْمَةٌ ۢ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
Wanabbi-ahum annal maa-a qismatun bainahum kullu syirbin muhtadharun
Ve haber ver onlara, su, aralarında paylaştırılmıştır, her bölük, nöbetinde hazır olur, su alır.
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
Fanaadau shaahibahum fata'aatha fa'aqar(a)
Derken arkadaşlarına seslendiler, derken kılıcını çekti de devenin ayaklarını kesti, öldürdü.
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Fakaifa kaana 'adzaabii wanudzur(i)
Derken nasıldı azabım benim ve korkutuşlarım?
اِنَّآ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَّاحِدَةً فَكَانُوْا كَهَشِيْمِ الْمُحْتَظِرِ
Innaa arsalnaa 'alaihim shaihatan waahidatan fakaanuu kahasyiimil muhtazhir(i)
Gerçekten de bir bağırış gönderdik onlara, derken hayvan ağılına konan çalıya çırpıya döndüler.
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ
Walaqad yassarnaal quraana li-dzdzikri fahal min muddakirin
Ve andolsun ki öğüt ve ibret için Kur'an'ı kolaylaştırdık, fakat bir ibret alan mı var?
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوْطٍ ۢبِالنُّذُرِ
Kadz-dzabat qaumu luuthin binnudzur(i)
Lut kavmi de korkutucuları yalanladılar.
اِنَّآ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّآ اٰلَ لُوْطٍ ۗنَجَّيْنٰهُمْ بِسَحَرٍۙ
Innaa arsalnaa 'alaihim haashiban ilaa aala luuthin najjainaahum bisaharin
Gerçekten de, Lut'un ailesi müstesna, onlara taş yağdıran bir yel gönderdik, Lut'un ailesini de bir seher çağı kurtardık.
نِّعْمَةً مِّنْ عِنْدِنَاۗ كَذٰلِكَ نَجْزِيْ مَنْ شَكَرَ
Ni'matan min 'indinaa kadzalika najzii man syakar(a)
Katımızdan bir nimet olarak; işte böyle mükafatlandırırız şükredeni.
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
Walaqad andzarahum bathsyatanaa fatamaarau binnudzur(i)
Ve andolsun ki o, bizim helakimizle korkutmuştu onları da onlar, bu korkutuşlardan şüpheye düşmüşlerdi.
وَلَقَدْ رَاوَدُوْهُ عَنْ ضَيْفِهٖ فَطَمَسْنَآ اَعْيُنَهُمْ فَذُوْقُوْا عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Walaqad raawaduuhu 'an dhaifihi fathamasnaa a'yunahum fadzuuquu 'adzaabii wanudzur(i)
Ve gerçekten de onun konuklarını istemişlerdi de biz, kör edivermiştik gözlerini, artık tadın azabımı ve korkutuşlarımın sonucunu.
وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّۚ
Walaqad shabbahahum bukratan 'adzaabun mustaqirrun
Ve andolsun ki bir sabah çağı üstlerine bir azap çöküvermişti onların.
فَذُوْقُوْا عَذَابِيْ وَنُذُرِ
Fadzuuquu 'adzaabii wanudzur(i)
Artık tadın azabımı ve korkutuşlarımı.
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ ࣖ
Walaqad yassarnaal quraana li-dzdzikri fahal min muddakirin
Ve andolsun ki öğüt ve ibret için Kur'an'ı kolaylaştırdık, fakat bir ibret alan mı var?
وَلَقَدْ جَاۤءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ
Walaqad jaa-a aala fir'aunannudzur(u)
Ve andolsun ki Firavun soyuna da korkutucular gelmişti.
كَذَّبُوْا بِاٰيٰتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنٰهُمْ اَخْذَ عَزِيْزٍ مُّقْتَدِرٍ
Kadz-dzabuu biaayaatinaa kullihaa fa-akhadznaahum akhdza 'aziizin muqtadirin
Bütün delillerimizi yalanladılar, derken onları üstün ve mutlak kudretli bir helak edişle helak ediverdik.
اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ اُولٰۤىِٕكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَاۤءَةٌ فِى الزُّبُرِۚ
Akuffaarukum khairun min uula-ikum am lakum baraa-atun fiizzubur(i)
Sizin kafirleriniz, onlardan hayırlı mı, yoksa kitaplarda bir kurtuluş mu var size?
اَمْ يَقُوْلُوْنَ نَحْنُ جَمِيْعٌ مُّنْتَصِرٌ
Am yaquuluuna nahnu jamii'un muntashirun
Yoksa biz, birbirine yardım eden bir topluluğuz mu derler?
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّوْنَ الدُّبُرَ
Sayuhzamul jam'u wayuwalluunaddubur(a)
O topluluk, yakında bozguna uğrayacak ve ardını dönüp kaçacak.
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ
Balissaa'atu mau'iduhum wassaa'atu adha wa-amarr(u)
Onlara vaadedilen azabın mukadder zamanı kıyamettir ve kıyametin azabı, daha da zararlıdır ve daha da acı.
اِنَّ الْمُجْرِمِيْنَ فِيْ ضَلٰلٍ وَّسُعُرٍۘ
Innal mujrimiina fii dhalalin wasu'urin
Şüphe yok ki suçlular, sapıklık içinde ve yakıp kavuran ateşlerdedir.
يَوْمَ يُسْحَبُوْنَ فِى النَّارِ عَلٰى وُجُوْهِهِمْۗ ذُوْقُوْا مَسَّ سَقَرَ
Yauma yushabuuna fiinnaari 'ala wujuuhihim dzuuquu massa saqar(a)
O gün, yüzüstü ateşe sürüklenip atılırlar; tadın bakalım, cehennemin yakışını.
اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنٰهُ بِقَدَرٍ
Innaa kulla syai-in khalaqnaahu biqadarin
Şüphe yok ki biz; her şeyi, bilgimizde mukadder olduğu gibi ve zamanında yarattık.
وَمَآ اَمْرُنَآ اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ ۢبِالْبَصَرِ
Wamaa amrunaa ilaa waahidatun kalamhin bil bashar(i)
Ve bizim emrimiz, birdir, ancak bir göz kırpış, bir göz yumup açış gibi tezdir.
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَآ اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُّدَّكِرٍ
Walaqad ahlaknaa asyyaa'akum fahal min muddakirin
Ve andolsun ki taraftarlarınızı da helak ettik, fakat bir ibret alan mı var?
وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوْهُ فِى الزُّبُرِ
Wakullu syai-in fa'aluuhu fiizzubur(i)
Ve işledikleri her şey, kitaplardadır.
وَكُلُّ صَغِيْرٍ وَّكَبِيْرٍ مُّسْتَطَرٌ
Wakullu shaghiirin wakabiirin mustatharun
Ve küçük, büyük, hepsi de yazılıdır.
اِنَّ الْمُتَّقِيْنَ فِيْ جَنّٰتٍ وَّنَهَرٍۙ
Innal muttaqiina fii jannaatin wanaharin
Şüphe yok ki çekinenler, cennetlerdedir, ırmakların başlarında.
فِيْ مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيْكٍ مُّقْتَدِرٍ ࣖ
Fii maq'adi shidqin 'inda maliikin muqtadirin
Gerçeklik makamında, çok kudretli bir büyük padişah katında.
Sık sorulan sorular
Kamer Suresi kaç ayettir?
Kamer Suresi 55 ayettir.
Kamer Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?
Kamer Suresi (القَمَر) Kuran-ı Kerim'in 54. suresidir ve 27. cüzde yer alır.
Kamer Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Kamer Suresi Mekkî bir suredir.
Kamer Suresi internetsiz nasıl dinlenir?
Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Kamer Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.
Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.