Necm Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali
النَّجْم
- Sure 53
- 62 ayet
- Mekkî
- Cüz 27
Necm Suresi'nin (النَّجْم) 62 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ
Maa dhalla shaahibukum wamaa ghaw(a)
Arkadaşınız, gerçekten ne saptı, ne ayrıldı.
اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُّوْحٰىۙ
In huwa ilaa wahyun yuuh(a)
Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret.
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
Fakaana qaaba qausaini au adn(a)
İki yay kadar kaldı araları, yahut daha da yakın.
فَاَوْحٰىٓ اِلٰى عَبْدِهٖ مَآ اَوْحٰىۗ
Fa-a-uha ila 'abdihi maa auh(a)
Derken kuluna vahyetti, ne vahyettiyse.
اَفَتُمٰرُوْنَهٗ عَلٰى مَا يَرٰى
Afatumaaruunahu 'ala maa yar(a)
Hala münakaşa mı edersiniz gördüğü şeyleri?
وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ
Walaqad raaahu nazlatan ukhr(a)
Ve andolsun ki onu, inerken bir kere daha gördü.
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ
Idz yaghsyassidrata maa yaghsy(a)
Sidreyi, o sırada neler bürümüş, kaplamıştı, neler.
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى
Maa zaaghal basharu wamaa thagh(a)
Gözü, ne kaydı, ne haddini aştı.
لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيٰتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى
Laqad raa min aayaati rabbihil kubr(a)
Andolsun ki Rabbinin pek büyük delillerinden bir kısmını gördü.
اَفَرَءَيْتُمُ اللّٰتَ وَالْعُزّٰى
Afara-aitumulaata wal 'uzz(a)
Siz de gördünüz mü, Lat'ı ve Uzza'yı?
وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى
Wamanaatats-tsaalitsatal akhr(a)
Ve üçüncü öbür putu, Menat'ı?
اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى
Alakumudz-dzakaru walahul ants(a)
Erkek evlatlar sizin de kızlar onun mu?
اِنْ هِيَ اِلَّآ اَسْمَاۤءٌ سَمَّيْتُمُوْهَآ اَنْتُمْ وَاٰبَاۤؤُكُمْ مَّآ اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطٰنٍۗ اِنْ يَّتَّبِعُوْنَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَاۤءَهُمْ مِّنْ رَّبِّهِمُ الْهُدٰىۗ
In hiya ilaa asmaa-un sammaitumuuhaa antum waaabaa'ukum maa anzalallahu bihaa min sulthaanin in yattabi'uuna ilaazh-zhanna wamaa tahwal anfusu walaqad jaa-ahum min rabbihimul hud(a)
Bunlar, ancak sizin taktığınız, atalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değil, Allah, onlara ait kesin bir delil indirmemiştir, ancak zanna ve nefislerinin dileğine kapılmıştır onlar ve andolsun ki Rablerinden doğru yolu gösteren de gelmiştir.
اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۖ
Am lila-insaani maa tamann(a)
Yoksa insan, her umduğunu elde eder mi?
فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُوْلٰى ࣖ
Falillahi-aakhiratu wal aul(a)
Gerçekten de ahiret de Allah'ındır, dünya da.
وَكَمْ مِّنْ مَّلَكٍ فِى السَّمٰوٰتِ لَا تُغْنِيْ شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْۢ بَعْدِ اَنْ يَّأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَّشَاۤءُ وَيَرْضٰى
Wakam min malakin fiis-samaawaati laa tughnii syafaa'atuhum syai-an ilaa min ba'di an ya'dzanallahu liman yasyaa-u wayardh(a)
Ve göklerde nice melekler vardır ki Allah, dilediğine ve razı olduğuna şefaat etmeleri için izin vermedikçe şefaatleri, hiçbir şeye yaramaz.
اِنَّ الَّذِيْنَ لَا يُؤْمِنُوْنَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّوْنَ الْمَلٰۤىِٕكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى
Innal-ladziina laa yu'minuuna bil-aakhirati layusammuunal malaa-ikata tasmiyatal ants(a)
Şüphe yok ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi adları takıp duruyorlar.
وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ يَّتَّبِعُوْنَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِيْ مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ
Wamaa lahum bihi min 'ilmin in yattabi'uuna ilaazh-zhanna wa-innazh-zhanna laa yughnii minal haqqi syai-an
Onların, bu hususta hiçbir bilgisi yok, ancak zanna kapılıyorlar ve şüphe yok ki zan, gerçeğe karşı hiçbir şeye yaramaz.
فَاَعْرِضْ عَنْ مَّنْ تَوَلّٰىۙ عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۗ
Fa-a'ridh 'an man tawalla 'an dzikrinaa walam yurid ilaal hayaataddunyaa
Artık yüz çevir, bizi anmadan yüz çevirenden ve ancak dünya yaşayışını isteyenden.
ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِّنَ الْعِلْمِۗ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيْلِهٖۙ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى
Dzalika mablaghuhum minal 'ilmi inna rabbaka huwa a'lamu biman dhalla 'an sabiilihi wahuwa a'lamu bimani ihtad(a)
İşte bilgide ulaşabildikleri şey bu; şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan çıkıp sapanı daha iyi bilir ve odur doğru yola gireni daha iyi bilen.
وَلِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوٰتِ وَمَا فِى الْاَرْضِۗ لِيَجْزِيَ الَّذِيْنَ اَسَاۤءُوْا بِمَا عَمِلُوْا وَيَجْزِيَ الَّذِيْنَ اَحْسَنُوْا بِالْحُسْنٰىۚ
Walillahi maa fiis-samaawaati wamaa fiil ardhi liyajziyal-ladziina asaa-uu bimaa 'amiluu wayajziyal-ladziina ahsanuu bil husn(a)
Ve Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde kötülük edenleri, yaptıklarına karşılık elbette cezalandırır ve iyilik edenlereyse yaptıklarından daha da iyi mükafat verir.
اَلَّذِيْنَ يَجْتَنِبُوْنَ كَبٰۤىِٕرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۙ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۗ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِّنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فِيْ بُطُوْنِ اُمَّهٰتِكُمْۗ فَلَا تُزَكُّوْٓا اَنْفُسَكُمْۗ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى ࣖ
Al-ladziina yajtanibuuna kabaa-ira-itsmi wal fawaahisya ilaallamama inna rabbaka waasi'ul maghfirati huwa a'lamu bikum idz ansyaakum minal ardhi wa-idz antum ajinnatun fii buthuuni ummahaatikum falaa tuzakkuu anfusakum huwa a'lamu bimaniittaq(a)
Israr etmemek şartıyle küçük günahlardan başka suçların büyüklerinden ve çirkin şeylerden sakınanlara gelince: Şüphe yok ki Rabbinin yarlıgaması pek geniştir. O, sizi yeryüzünden yaratıp meydana getirdiği zaman ve siz, analarınızın karnında birer dölken de bilir; artık siz, kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın, o, kim çekinmededir, daha iyi bilir.
وَاَعْطٰى قَلِيْلًا وَّاَكْدٰى
Wa-a'tha qaliilaa wa-akd(a)
Ve az bir şey verip sonra kısanı, nekeslik edeni?
اَعِنْدَهٗ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى
A'indahu 'ilmul ghaibi fahuwa yar(a)
Gizli şeylere ait bilgi, onun katında mı da görmede.
اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِيْ صُحُفِ مُوْسٰى
Am lam yunabba' bimaa fii shuhufi muus(a)
Yoksa Musa'nın sahifelerindeki şey bildirilmedi mi ona.
وَاِبْرٰهِيْمَ الَّذِيْ وَفّٰىٓ ۙ
Wa-ibraahiimal-ladzii waff(a)
Ve İbrahim'in sahifelerindeki, o İbrahim ki ahdine iyiden iyiye vefa etmişti.
اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِّزْرَ اُخْرٰىۙ
Alaa taziru waaziratun wizra ukhr(a)
Hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenemez.
وَاَنْ لَّيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ
Wa-an laisa lila-insaani ilaa maa sa'(a)
Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder.
وَاَنَّ سَعْيَهٗ سَوْفَ يُرٰىۖ
Wa-anna sa'yahu saufa yur(a)
Ve şüphe yok ki çalıştığının karşılığı da gösterilir ona.
ثُمَّ يُجْزٰىهُ الْجَزَاۤءَ الْاَوْفٰىۙ
Tsumma yujzaahul jazaa-al auf(a)
Sonra da ona, en değerli mükafat verilir.
وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ
Wa-anna ila rabbikal muntah(a)
Ve şüphe yok ki son varılacak tapı, Rabbinin tapısıdır.
وَاَنَّهٗ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰى
Wa-annahu huwa adhhaka wa-abk(a)
Ve şüphe yok ki odur adamakıllı güldüren ve ağlatan.
وَاَنَّهٗ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ
Wa-annahu huwa amaata wa-ahyaa
Ve şüphe yok ki odur öldüren ve dirilten.
وَاَنَّهٗ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰى
Wa-annahu khalaqazzaujainidz-dzakara wal ants(a)
Ve şüphe yok ki o halk etmiştir erkeği ve dişiyi.
مِنْ نُّطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۙ
Min nuthfatin idzaa tumn(a)
Bir katre sudan, o suyu çıkardığı zaman.
وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ
Wa-anna 'alaihinnasyatal akhr(a)
Ve şüphe yok ki ikinci defa yaratış da ona aittir.
وَاَنَّهٗ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ
Wa-annahu huwa aghna wa-aqn(a)
Ve şüphe yok ki odur zengin eden ve sermaye veren.
وَاَنَّهٗ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ
Wa-annahu huwa rabbusy-syi'r(a)
Ve şüphe yok ki odur Şi'ra yıldızının Rabbi.
وَاَنَّهٗٓ اَهْلَكَ عَادًا ۨالْاُوْلٰىۙ
Wa-annahu ahlaka 'aadanl aul(a)
Ve şüphe yok ki odur önceden gelip geçen Âd'ı helak eden.
وَقَوْمَ نُوْحٍ مِّنْ قَبْلُۗ اِنَّهُمْ كَانُوْا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۗ
Waqauma nuuhin min qablu innahum kaanuu hum azhlama wa-athgh(a)
Ve onlardan önceki Nuh kavmini de; şüphe yok ki onlar, daha da zalimdi ve daha da azgın.
وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ
Wal mu'tafikata ahw(a)
Lut kavminin şehirlerini de altüst edip yerle yeksan etti.
فَبِاَيِّ اٰلَاۤءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى
Fabiai-yi aalaa-i rabbika tatamaar(a)
Artık Rabbinin hangi nimetinden şüphe etmedesin?
هٰذَا نَذِيْرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْاُوْلٰى
Hadzaa nadziirun minannudzuril aul(a)
Bu Peygamber, gelip geçen korkutuculardan bir korkutucu.
لَيْسَ لَهَا مِنْ دُوْنِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ۗ
Laisa lahaa min duunillahi kaasyifatun
Allah'tan başkası, çeviremez onu geri.
اَفَمِنْ هٰذَا الْحَدِيْثِ تَعْجَبُوْنَۙ
Afamin hadzaal hadiitsi ta'jabuun(a)
Bu söze mi şaştınız siz?
وَتَضْحَكُوْنَ وَلَا تَبْكُوْنَۙ
Watadhhakuuna walaa tabkuun(a)
Ve gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.
فَاسْجُدُوْا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوْا ࣖ ۩
Faasjuduu lillahi waa'buduu
Artık secde edin Allah'a ve kullukta bulunun.
Sık sorulan sorular
Necm Suresi kaç ayettir?
Necm Suresi 62 ayettir.
Necm Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?
Necm Suresi (النَّجْم) Kuran-ı Kerim'in 53. suresidir ve 27. cüzde yer alır.
Necm Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Necm Suresi Mekkî bir suredir.
Necm Suresi internetsiz nasıl dinlenir?
Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Necm Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.
Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.