Al Quran MP3 (Offline)

Saffat Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali

الصَّافات

  • Sure 37
  • 182 ayet
  • Mekkî
  • Cüz 23

Saffat Suresi'nin (الصَّافات) 182 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.

Kaydırarak oku

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ

  1. وَالصّٰۤفّٰتِ صَفًّاۙ

    Wash-shaaffaati shaffan

    Andolsun saf saf dizilenlere.

  2. فَالزّٰجِرٰتِ زَجْرًاۙ

    Fazzaajiraati zajran

    Halkı kötülükten menedenlere.

  3. فَالتّٰلِيٰتِ ذِكْرًاۙ

    Fattaaliyaati dzikran

    Kur'an okuyanlara.

  4. اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۗ

    Inna ilahakum lawaahidun

    Şüphe yok ki mabudunuz birdir.

  5. رَبُّ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۗ

    Rabbus-samaawaati wal ardhi wamaa bainahumaa warabbul masyaariq(i)

    Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doğuların.

  6. اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاۤءَ الدُّنْيَا بِزِيْنَةِ ِۨالْكَوَاكِبِۙ

    Innaa zai-yannaassamaa-addunyaa biziinatil kawaakib(i)

    Şüphe yok ki biz, yakın göğü ziynetlerle bezedik.

  7. وَحِفْظًا مِّنْ كُلِّ شَيْطٰنٍ مَّارِدٍۚ

    Wahifzhan min kulli syaithaanin maaridin

    Ve onu, her inatçı ve asi Şeytandan koruduk.

  8. لَا يَسَّمَّعُوْنَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُوْنَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۖ

    Laa yassamma'uuna ilal mala-il a'la wayuqdzafuuna min kulli jaanibin

    En yüce melekler topluluğunun sözlerini duyamazlar ve her yandan sürülüp kovulurlar.

  9. دُحُوْرًا وَّلَهُمْ عَذَابٌ وَّاصِبٌ

    Duhuuran walahum 'adzaabun waashibun

    Horhakir bir halde ve onlar içindir ardıarası kesilmeyen azap.

  10. اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهٗ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    Ilaa man khathifal khathfata fa-atba'ahu syihaabun tsaaqibun

    Ancak hırsızlama bir söz duyan olursa hemen onun ardından da aydınlatıcı ve delip geçen bir ateştir atılır, onu yakar.

  11. فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَّنْ خَلَقْنَا ۗاِنَّا خَلَقْنٰهُمْ مِّنْ طِيْنٍ لَّازِبٍ

    Faastaftihim ahum asyaddu khalqan am man khalaqnaa innaa khalaqnaahum min thiinin laazibin

    Şimdi sor bir onlara, yaratılış bakımından onlar mı daha güçlükuvvetli, yoksa bizim diğer yarattıklarımız mı? Şüphe yok ki biz, onları cıvık bir balçıktan yarattık.

  12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُوْنَ ۖ

    Bal 'ajibta wayaskharuun(a)

    Belki de şaştın sen ve alay eder onlar da.

  13. وَاِذَا ذُكِّرُوْا لَا يَذْكُرُوْنَ ۖ

    Wa-idzaa dzukkiruu laa yadzkuruun(a)

    Ve öğüt verilince Kur'an'la öğüt almazlar.

  14. وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَّسْتَسْخِرُوْنَۖ

    Wa-idzaa ra-au aayatan yastaskhiruun(a)

    Ve bir delil gördüler mi alay etmeye kalkarlar.

  15. وَقَالُوْٓا اِنْ هٰذَآ اِلَّا سِحْرٌ مُّبِيْنٌ ۚ

    Waqaaluuu in hadzaa ilaa sihrun mubiinun

    Ve derler ki: Bu, ancak apaçık bir büyüden başka bir şey değil.

  16. ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَّعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوْثُوْنَۙ

    A-idzaa mitnaa wakunnaa turaaban wa'izhaaman a-innaa lamab'uutsuun(a)

    Ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı diriltileceğiz biz.

  17. اَوَاٰبَاۤؤُنَا الْاَوَّلُوْنَۗ

    Awaaabaa'unaal au-waluun(a)

    Önceki atalarımız da mı diriltilecekler?

  18. قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُوْنَۚ

    Qul na'am wa-antum da-aakhiruun(a)

    De ki: Evet ve siz horhakir bir halde dirileceksiniz.

  19. فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَّاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُوْنَ

    Fa-innamaa hiya zajratun waahidatun fa-idzaa hum yanzhuruun(a)

    Gerçekten de ancak bir tek bağrıştan ibarettir de birdenbire görüverirler ki dirilmişler.

  20. وَقَالُوْا يٰوَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدِّيْنِ

    Waqaaluuu yaa wailanaa hadzaa yaumuddiin(i)

    Ve yazıklar olsun bize derler, işte bugün, ceza günü.

  21. هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِيْ كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُوْنَ ࣖ

    Hadzaa yaumul fashlil-ladzii kuntum bihi tukadz-dzibuun(a)

    İşte bugün, sizin yalanlayıp durduğunuz ayırt ediş günü.

  22. اُحْشُرُوا الَّذِيْنَ ظَلَمُوْا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوْا يَعْبُدُوْنَ ۙ

    Ahsyuruul-ladziina zhalamuu wa-azwaajahum wamaa kaanuu ya'buduun(a)

    Toplayın bir araya zulmedenleri, onlara eş olanları ve kulluk ettikleri şeyleri.

  23. مِنْ دُوْنِ اللّٰهِ فَاهْدُوْهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَحِيْمِ

    Min duunillahi faihduuhum ila shiraathil jahiim(i)

    Allah'ı bırakıp da, hepsine de o koca cehennemin yolunu gösterin.

  24. وَقِفُوْهُمْ اِنَّهُمْ مَّسْـُٔوْلُوْنَ ۙ

    Waqifuuhum innahum mas-uuluun(a)

    Ve durdurun onları, şüphe yok ki sorulacak onlardan.

  25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُوْنَ

    Maa lakum laa tanaasharuun(a)

    Ne oldu size de yardım etmiyorsunuz birbirinize?

  26. بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُوْنَ

    Bal humul yauma mustaslimuun(a)

    Hayır, bugün onlar, tamamıyla teslim olmuşlardır.

  27. وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَّتَسَاۤءَلُوْنَ

    Wa-aqbala ba'dhuhum 'ala ba'dhin yatasaa-aluun(a)

    Ve bir kısmı, bir kısmına yönelir de, birbirlerini sorumlu sayarlar.

  28. قَالُوْٓا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُوْنَنَا عَنِ الْيَمِيْنِ

    Qaaluuu innakum kuntum ta'tuunanaa 'anil yamiin(i)

    Gerçekten de derler, siz sağımızdan çıkagelir, iyilik ediyor görünürdünüz bize.

  29. قَالُوْا بَلْ لَّمْ تَكُوْنُوْا مُؤْمِنِيْنَۚ

    Qaaluuu bal lam takuunuu mu'miniin(a)

    Hayır derler öbürleri, siz inanmamıştınız.

  30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِّنْ سُلْطٰنٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طٰغِيْنَ

    Wamaa kaana lanaa 'alaikum min sulthaanin bal kuntum qauman thaaghiin(a)

    Ve size karşı bir gücümüzkuvvetimiz yoktu bizim, hayır, siz azgın kişilerdiniz.

  31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖاِنَّا لَذَاۤىِٕقُوْنَ

    Fahaqqa 'alainaa qaulu rabbinaa innaa ladzaa-iquun(a)

    O yüzden de Rabbimizin, bize söylediği söz, gerçekleşti, şüphe yok ki azabı tadacağız elbet.

  32. فَاَغْوَيْنٰكُمْ اِنَّا كُنَّا غٰوِيْنَ

    Fa-aghwainaakum innaa kunnaa ghaawiin(a)

    Gerçekten sizi azdırdık biz, şüphe yok ki biz de azmıştık.

  33. فَاِنَّهُمْ يَوْمَىِٕذٍ فِى الْعَذَابِ مُشْتَرِكُوْنَ

    Fa-innahum yauma-idzin fiil 'adzaabi musytarikuun(a)

    Hiç şüphe yok ki bugün onlar, azapta ortaktırlar.

  34. اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِيْنَ

    Innaa kadzalika naf'alu bil mujrimiin(a)

    Şüphe yok ki biz, suçlulara böyle yaparız işte.

  35. اِنَّهُمْ كَانُوْٓا اِذَا قِيْلَ لَهُمْ لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُوْنَ ۙ

    Innahum kaanuu idzaa qiila lahum laa ilaha ilaallahu yastakbiruun(a)

    Şüphe yok ki onlara Allah'tan başka yoktur tapacak dendi mi ululanmaya kalkışırlardı.

  36. وَيَقُوْلُوْنَ اَىِٕنَّا لَتَارِكُوْٓا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُوْنٍ ۗ

    Wayaquuluuna a-innaa lataarikuu aalihatinaa lisyaa'irin majnuunin

    Ve biz derlerdi, deli bir şair için mabutlarımızı bırakalım mı?

  37. بَلْ جَاۤءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِيْنَ

    Bal jaa-a bil haqqi washaddaqal mursaliin(a)

    Hayır, o, gerçeği getirmiştir ve peygamberlerin gerçek olduğunu bildirmiştir.

  38. اِنَّكُمْ لَذَاۤىِٕقُوا الْعَذَابِ الْاَلِيْمِ ۚ

    Innakum ladzaa-iquul 'adzaabil aliim(i)

    Hiç şüphe yok ki o elemli azabı tadacaksınız elbet.

  39. وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُوْنَۙ

    Wamaa tujzauna ilaa maa kuntum ta'maluun(a)

    Ve ancak yaptığınız neyse onun karşılığı olarak cezalanacaksınız.

  40. اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِيْنَ

    Ilaa 'ibaadallahil mukhlashiin(a)

    Ancak ihlasa eren Allah kulları müstesna.

  41. اُولٰۤىِٕكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُوْمٌۙ

    Uula-ika lahum rizqun ma'luumun

    Öyle kişilerdir onlar ki onlaradır malum rızık.

  42. فَوَاكِهُ ۚوَهُمْ مُّكْرَمُوْنَۙ

    Fawaakihu wahum mukramuun(a)

    Yemişler ve onlar, büyük derecelere nail olanlardır.

  43. فِيْ جَنّٰتِ النَّعِيْمِۙ

    Fii jannaatinna'iim(i)

    Ebedi Naim cennetlerinde.

  44. عَلٰى سُرُرٍ مُّتَقٰبِلِيْنَ

    'Ala sururin mutaqaabiliin(a)

    Karşılıklı tahtlara otururlar.

  45. يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِّنْ مَّعِيْنٍۢ ۙ

    Yuthaafu 'alaihim bika'sin min ma'iinin

    Kaynakları meydanda, akıp duran şarap ırmaklarından taslar sunulur onlara.

  46. بَيْضَاۤءَ لَذَّةٍ لِّلشّٰرِبِيْنَۚ

    Baidhaa-a ladz-dzatin li-sysyaaribiin(a)

    Bembeyazdır o şarap, lezzetlidir içenlere.

  47. لَا فِيْهَا غَوْلٌ وَّلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُوْنَ

    Laa fiihaa ghaulun walaa hum 'anhaa yunzafuun(a)

    Orada ne bir sersemlik var, ne de sarhoş olurlar.

  48. وَعِنْدَهُمْ قٰصِرٰتُ الطَّرْفِ عِيْنٌ ۙ

    Wa'indahum qaashiraatuth-tharfi 'iinun

    Ve yanlarında, gözlerini kendi eşlerinden ayırmayan iri gözlü huriler var.

  49. كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُوْنٌ

    Kaannahunna baidhun maknuunun

    Sanki kuş tüyleriyle örtülmüş yumurtalar.

  50. فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَّتَسَاۤءَلُوْنَ

    Fa-aqbala ba'dhuhum 'ala ba'dhin yatasaa-aluun(a)

    Bir kısmı, bir kısmına döner de bir birlerine sorarlar.

  51. قَالَ قَاۤىِٕلٌ مِّنْهُمْ اِنِّيْ كَانَ لِيْ قَرِيْنٌۙ

    Qaala qaa-ilun minhum innii kaana lii qariinun

    Birisi söze gelir de der ki: Bir arkadaşım vardı.

  52. يَّقُوْلُ اَىِٕنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِيْنَ

    Yaquulu a-innaka laminal mushaddiqiin(a)

    Sen de mi derdi, gerçek sayanlardansın.

  53. ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَّعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَدِيْنُوْنَ

    A-idzaa mitnaa wakunnaa turaaban wa'izhaaman a-innaa lamadiinuun(a)

    Ölüp bir yığın toprak ve kemik olduktan sonra mı soruya çekileceğiz, cezalanacağız?

  54. قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُّطَّلِعُوْنَ

    Qaala hal antum muth-thali'uun(a)

    Der ki: Ne oldu o, bakıp gördünüz mü acaba?

  55. فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ فِيْ سَوَاۤءِ الْجَحِيْمِ

    Faath-thala'a faraaahu fii sawaa-il jahiim(i)

    Derken kendisi bakıp görür ki o, cehennemin ta ortasında.

  56. قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَّ لَتُرْدِيْنِ ۙ

    Qaala tallahi in kidta laturdiin(i)

    Allah'a andolsun ki der, az kalmıştı, beni de helak edecektin.

  57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّيْ لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِيْنَ

    Walaulaa ni'matu rabbii lakuntu minal muhdhariin(a)

    Ve Rabbimin nimeti olmasaydı ben de orada bulunanlardan olurdum.

  58. اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِيْنَۙ

    Afamaa nahnu bimai-yitiin(a)

    Biz artık ölmeyecek değil miyiz?

  59. اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُوْلٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِيْنَ

    Ilaa mautatanaal aula wamaa nahnu bimu'adz-dzabiin(a)

    İlk ölümümüzden sonra ve biz, azaba da uğramayacağız değil mi?

  60. اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيْمُ

    Inna hadzaa lahuwal fauzul 'azhiim(u)

    Şüphe yok ki bu, elbette büyük bir kurtuluş, büyük bir kutluluk.

  61. لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعٰمِلُوْنَ

    Limitsli hadzaa falya'malil 'aamiluun(a)

    Artık çalışanlar da böylesine çalışsınlar.

  62. اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّوْمِ

    Adzalika khairun nuzulaa am syajaratuzzaqquum(i)

    Böyle bir nimete ve ziyafete ermek mi hayırlı, yoksa zakkum ağacından yemek mi?

  63. اِنَّا جَعَلْنٰهَا فِتْنَةً لِّلظّٰلِمِيْنَ

    Innaa ja'alnaahaa fitnatan li-zhzhaalimiin(a)

    Şüphe yok ki biz onu, zulmedenleri sınamak için yarattık,

  64. اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِيْٓ اَصْلِ الْجَحِيْمِۙ

    Innahaa syajaratun takhruju fii ashlil jahiim(i)

    Şüphe yok ki o, cehennemin ta dibinden çıkar.

  65. طَلْعُهَا كَاَنَّهٗ رُءُوْسُ الشَّيٰطِيْنِ

    Thal'uhaa kaannahu ruuususy-syayaathiin(i)

    Tomurcukları Şeytanların başlarına benzer.

  66. فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُوْنَ مِنْهَا فَمَالِـُٔوْنَ مِنْهَا الْبُطُوْنَۗ

    Fa-innahum li-aakiluuna minhaa famaali-uuna minhaal buthuun(a)

    Derken onlar, onu yerler de karınları şişer.

  67. ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيْمٍۚ

    Tsumma inna lahum 'alaihaa lasyauban min hamiimin

    Sonra da içimi bu zakkum gibi acı kaynar sular içerler.

  68. ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَحِيْمِ

    Tsumma inna marji'ahum la-ilal jahiim(i)

    Sonra da gene cehennemdir dönüp varacakları yer.

  69. اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَاۤءَهُمْ ضَاۤلِّيْنَۙ

    Innahum alfau aabaa-ahum dhaalliin(a)

    Şüphe yok ki onlar, atalarını, sapıtmış bir halde bulmuşlardı da.

  70. فَهُمْ عَلٰٓى اٰثٰرِهِمْ يُهْرَعُوْنَ

    Fahum 'ala aatsaarihim yuhra'uun(a)

    Onlar da, koşa koşa onların izlerini izlemişlerdi.

  71. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّلِيْنَۙ

    Walaqad dhalla qablahum aktsarul au-waliin(a)

    Ve andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.

  72. وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا فِيْهِمْ مُّنْذِرِيْنَ

    Walaqad arsalnaa fiihim mundziriin(a)

    Ve andolsun ki biz, onların içinden, korkutucular göndermiştik onlara.

  73. فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِيْنَۙ

    Faanzhur kaifa kaana 'aaqibatul mundzariin(a)

    Bak da gör, korkutulanların sonucu ne oldu.

  74. اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِيْنَ ࣖ

    Ilaa 'ibaadallahil mukhlashiin(a)

    Ancak ihlasa eren Allah kulları müstesna.

  75. وَلَقَدْ نَادٰىنَا نُوْحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيْبُوْنَۖ

    Walaqad naadaanaa nuuhun falani'mal mujiibuun(a)

    Ve andolsun ki Nuh, bize nida etmişti, biz de ne güzel icabet etmiştik.

  76. وَنَجَّيْنٰهُ وَاَهْلَهٗ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيْمِۖ

    Wanajjainaahu wa-ahlahu minal karbil 'azhiim(i)

    Ve onu ve ailesini, pek büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

  77. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهٗ هُمُ الْبٰقِيْنَ

    Waja'alnaa dzurrii-yatahu humul baaqiin(a)

    Ve soyunu, yeryüzünde kalan bir soy haline getirdik.

  78. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرِيْنَ ۖ

    Wataraknaa 'alaihi fii-aakhiriin(a)

    Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir adsan verdik.

  79. سَلٰمٌ عَلٰى نُوْحٍ فِى الْعٰلَمِيْنَ

    Salaamun 'ala nuuhin fiil 'aalamiin(a)

    Esenlik Nuh'a alemler içinde.

  80. اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِيْنَ

    Innaa kadzalika najziil muhsiniin(a)

    Şüphe yok ki biz, böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri.

  81. اِنَّهٗ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِيْنَ

    Innahu min 'ibaadinaal mu'miniin(a)

    Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.

  82. ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرِيْنَ

    Tsumma aghraqnaaaakhariin(a)

    Sonra da öbürlerini sulara boğduk.

  83. وَاِنَّ مِنْ شِيْعَتِهٖ لَاِبْرٰهِيْمَ ۘ

    Wa-inna min syii'atihi la-ibraahiim(a)

    Ve şüphe yok ki İbrahim de onun taraftarlarındandı elbet.

  84. اِذْ جَاۤءَ رَبَّهٗ بِقَلْبٍ سَلِيْمٍۙ

    Idz jaa-a rabbahu biqalbin saliimin

    Hani Rabbine tertemiz bir yürekle gelmişti o.

  85. اِذْ قَالَ لِاَبِيْهِ وَقَوْمِهٖ مَاذَا تَعْبُدُوْنَ ۚ

    Idz qaala abiihi waqaumihi maadzaa ta'buduun(a)

    Hani atasına ve kavmine siz demişti, nelere kulluk ediyorsunuz?

  86. اَىِٕفْكًا اٰلِهَةً دُوْنَ اللّٰهِ تُرِيْدُوْنَۗ

    A-ifkan aalihatan duunallahi turiiduun(a)

    Allah'ı bırakıp da tamamıyla uydurma mabutlara mı tapmak istiyorsunuz?

  87. فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعٰلَمِيْنَ

    Famaa zhannukum birabbil 'aalamiin(a)

    Âlemlerin Rabbine karşı zannınız ne?

  88. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى النُّجُوْمِۙ

    Fanazhara nazhratan fiinnujuum(i)

    Derken yıldızlara bir bakmıştı da,

  89. فَقَالَ اِنِّيْ سَقِيْمٌ

    Faqaala innii saqiimun

    Ben, demişti, gerçekten de hastayım.

  90. فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِيْنَ

    Fatawallau 'anhu mudbiriin(a)

    Derken, arkalarını çevirip gitmişlerdi onlar.

  91. فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُوْنَۚ

    Faraagha ila aalihatihim faqaala alaa ta'kuluun(a)

    Derken o da onların mabutları olan putlara gidip demişti ki: Neye yemek yemiyorsunuz?

  92. مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُوْنَ

    Maa lakum laa tanthiquun(a)

    Ne oldu size, niçin konuşmuyorsunuz?

  93. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا ۢبِالْيَمِيْنِ

    Faraagha 'alaihim dharban bil yamiin(i)

    Derken sağ eliyle vurup kırmıştı onları.

  94. فَاَقْبَلُوْٓا اِلَيْهِ يَزِفُّوْنَ

    Fa-aqbaluu ilaihi yaziffuun(a)

    Derken koşakoşa yanına gelmişlerdi.

  95. قَالَ اَتَعْبُدُوْنَ مَا تَنْحِتُوْنَۙ

    Qaala ata'buduuna maa tanhituun(a)

    O demişti ki: Elinizde yontup yaptığınız şeylere mi kulluk ediyorsunuz?

  96. وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُوْنَ

    Wallahu khalaqakum wamaa ta'maluun(a)

    Halbuki sizi de Allah yaratmıştır, o yontup yaptığınız şeyleri de.

  97. قَالُوا ابْنُوْا لَهٗ بُنْيَانًا فَاَلْقُوْهُ فِى الْجَحِيْمِ

    Qaaluuuubnuu lahu bunyaanan fa-alquuhu fiil jahiim(i)

    Onun için bir yapı yapın da demişlerdi, atın onu ateşe.

  98. فَاَرَادُوْا بِهٖ كَيْدًا فَجَعَلْنٰهُمُ الْاَسْفَلِيْنَ

    Fa-araaduu bihi kaidan faja'alnaahumul asfaliin(a)

    Ona bir düzen yapmak istemişlerdi de biz onları alçaltmıştık.

  99. وَقَالَ اِنِّيْ ذَاهِبٌ اِلٰى رَبِّيْ سَيَهْدِيْنِ

    Waqaala innii dzaahibun ila rabbii sayahdiin(i)

    Ve ben demişti, Rabbimin tapısına gidiyorum, o, doğru yolu gösterir bana.

  100. رَبِّ هَبْ لِيْ مِنَ الصّٰلِحِيْنَ

    Rabbi hab lii minash-shaalihiin(a)

    Rabbim, bana temiz kişilerden olmak şartıyla bir oğul ihsan et.

  101. فَبَشَّرْنٰهُ بِغُلٰمٍ حَلِيْمٍ

    Fabasy-syarnaahu bighulaamin haliimin

    Derken biz de ona tedbirle hareket eden ve aceleci olmayan bir oğul vereceğimizi müjdelemiştik.

  102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يٰبُنَيَّ اِنِّيْٓ اَرٰى فِى الْمَنَامِ اَنِّيْٓ اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۗ قَالَ يٰٓاَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۖ سَتَجِدُنِيْٓ اِنْ شَاۤءَ اللّٰهُ مِنَ الصّٰبِرِيْنَ

    Falammaa balagha ma'ahussa'ya qaala yaa bunai-ya innii ara fiil manaami annii adzbahuka faanzhur maadzaa tara qaala yaa abatiif'al maa tu'maru satajidunii in syaa-allahu minash-shaabiriin(a)

    İbrahim'le beraber koşup gezecek çağa gelince İbrahim, oğulcağızım demişti, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm, bir bak, düşün, sen ne dersin buna? O da babacığım demişti, ne emredildiyse sana, onu yap, Allah dilerse beni sabredenlerden bulursun.

  103. فَلَمَّآ اَسْلَمَا وَتَلَّهٗ لِلْجَبِيْنِۚ

    Falammaa aslamaa watallahu liljabiin(i)

    İkisi de teslim olunca onun alnını yere koymuştu.

  104. وَنَادَيْنٰهُ اَنْ يّٰٓاِبْرٰهِيْمُ ۙ

    Wanaadainaahu an yaa ibraahiim(u)

    Ve biz, ona ey İbrahim diye nida etmiştik.

  105. قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚاِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِيْنَ

    Qad shaddaqtarru'yaa innaa kadzalika najziil muhsiniin(a)

    Rüyanı gerçekleştirdik. Şüphe yok ki biz, böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri.

  106. اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰۤؤُا الْمُبِيْنُ

    Inna hadzaa lahuwal balaa-ul mubiin(u)

    Şüphe yok ki bu, elbette apaçık bir sınamaydı.

  107. وَفَدَيْنٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيْمٍ

    Wafadainaahu bidzibhin 'azhiimin

    Ve onun yerine, kesilmek üzere büyük bir koç ihsan ettik.

  108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرِيْنَ ۖ

    Wataraknaa 'alaihi fii-aakhiriin(a)

    Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir adsan verdik.

  109. سَلٰمٌ عَلٰٓى اِبْرٰهِيْمَ

    Salaamun 'ala ibraahiim(a)

    Esenlik İbrahim'e.

  110. كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِيْنَ

    Kadzalika najziil muhsiniin(a)

    Biz, böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri.

  111. اِنَّهٗ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِيْنَ

    Innahu min 'ibaadinaal mu'miniin(a)

    Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.

  112. وَبَشَّرْنٰهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِّنَ الصّٰلِحِيْنَ

    Wabasy-syarnaahu biishaaqa nabii-yan minash-shaalihiin(a)

    Ve ona, temiz kişilerden ve peygamber olacak İshak'ı müjdelemiştik.

  113. وَبٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۗ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَّظَالِمٌ لِّنَفْسِهٖ مُبِيْنٌ ࣖ

    Wabaaraknaa 'alaihi wa'ala ishaaqa wamin dzurrii-yatihimaa muhsinun wazhaalimun linafsihi mubiinun

    Onu da kutladık, İshak'ı da ve ikisinin de soyundan iyilik eden de var, apaçık nefsine zulmeden de.

  114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوْسٰى وَهٰرُوْنَ ۚ

    Walaqad manannaa 'ala muusa wahaaruun(a)

    Ve andolsun ki biz, Musa'ya ve Harun'a nimetler verdik.

  115. وَنَجَّيْنٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيْمِۚ

    Wanajjainaahumaa waqaumahumaa minal karbil 'azhiim(i)

    İkisini ve kavimlerini, büyük bir sıkıntıdan kurtardık.

  116. وَنَصَرْنٰهُمْ فَكَانُوْا هُمُ الْغٰلِبِيْنَۚ

    Wanasharnaahum fakaanuu humul ghaalibiin(a)

    Ve yardım ettik onlara da üst geldiler.

  117. وَاٰتَيْنٰهُمَا الْكِتٰبَ الْمُسْتَبِيْنَ ۚ

    Waaatainaahumaal kitaabal mustabiin(a)

    Ve ikisine de her şeyi apaçık gösteren kitabı verdik.

  118. وَهَدَيْنٰهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيْمَۚ

    Wahadainaahumaash-shiraathal mustaqiim(a)

    Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.

  119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى الْاٰخِرِيْنَ ۖ

    Wataraknaa 'alaihimaa fii-aakhiriin(a)

    Ve ikisine de, sonradan gelenler arasında iyi bir adsan verdik.

  120. سَلٰمٌ عَلٰى مُوْسٰى وَهٰرُوْنَ

    Salaamun 'ala muusa wahaaruun(a)

    Esenlik Musa'ya ve Harun'a.

  121. اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِيْنَ

    Innaa kadzalika najziil muhsiniin(a)

    Şüphe yok ki biz, böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri;

  122. اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِيْنَ

    Innahumaa min 'ibaadinaal mu'miniin(a)

    Şüphe yok ki ikisi de inanan kullarımızdandı.

  123. وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِيْنَۗ

    Wa-inna ilyaasa laminal mursaliin(a)

    Ve şüphe yok ki İlyas, elbette peygamberlerdendi.

  124. اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖٓ اَلَا تَتَّقُوْنَ

    Idz qaala liqaumihi alaa tattaquun(a)

    Hani kavmine demişti ki: Çekinmez misiniz siz?

  125. اَتَدْعُوْنَ بَعْلًا وَّتَذَرُوْنَ اَحْسَنَ الْخَالِقِيْنَۙ

    Atad'uuna ba'laa watadzaruuna ahsanal khaaliqiin(a)

    Ba'l'i mi çağırırsınız da yaratıcıların en güzelini bırakırsınız.

  126. اللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَاۤىِٕكُمُ الْاَوَّلِيْنَ

    Allaha rabbakum warabba aabaa-ikumul au-waliin(a)

    O Allah'tır ki Rabbinizdir sizin ve Rabbidir gelip geçmiş atalarınızın.

  127. فَكَذَّبُوْهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُوْنَۙ

    Fakadz-dzabuuhu fa-innahum lamuhdharuun(a)

    Derken yalanladılar onu; şüphe yok ki tapımıza getirilecektir onlar.

  128. اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِيْنَ

    Ilaa 'ibaadallahil mukhlashiin(a)

    Ancak ihlasa eren Allah kulları müstesna.

  129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاٰخِرِيْنَ ۙ

    Wataraknaa 'alaihi fii-aakhiriin(a)

    Ve sonradan gelenler arasında ona iyi bir adsan verdik.

  130. سَلٰمٌ عَلٰٓى اِلْ يَاسِيْنَ

    Salaamun 'ala il yaasiin(a)

    Esenlik İlyas'a ve ona uyanlara.

  131. اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنِيْنَ

    Innaa kadzalika najziil muhsiniin(a)

    Şüphe yok ki biz, böyle mükafatlandırırız iyilik edenleri.

  132. اِنَّهٗ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِيْنَ

    Innahu min 'ibaadinaal mu'miniin(a)

    Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.

  133. وَاِنَّ لُوْطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِيْنَۗ

    Wa-inna luuthan laminal mursaliin(a)

    Ve şüphe yok ki Lut da elbette peygamberlerdendi.

  134. اِذْ نَجَّيْنٰهُ وَاَهْلَهٗٓ اَجْمَعِيْۙنَ

    Idz najjainaahu wa-ahlahu ajma'iin(a)

    Hani onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

  135. اِلَّا عَجُوْزًا فِى الْغٰبِرِيْنَ

    Ilaa 'ajuuzan fiil ghaabiriin(a)

    Ancak bir kocakarı, kalanlar arasındaydı.

  136. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَرِيْنَ

    Tsumma dammarnaaaakhariin(a)

    Sonra öbürlerinin kökünü kazıdık.

  137. وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّوْنَ عَلَيْهِمْ مُّصْبِحِيْنَۙ

    Wa-innakum latamurruuna 'alaihim mushbihiin(a)

    Ve şüphe yok ki siz de onların yurtlarına uğramadasınız sabahları.

  138. وَبِالَّيْلِۗ اَفَلَا تَعْقِلُوْنَ ࣖ

    Wa bil laili afalaa ta'qiluun(a)

    Ve akşamları; hala mı akıl etmezsiniz?

  139. وَاِنَّ يُوْنُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِيْنَۗ

    Wa-inna yuunusa laminal mursaliin(a)

    Ve şüphe yok ki Yunus da peygamberlerdendi elbet.

  140. اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُوْنِۙ

    Idz abaqa ilal fulkil masyhuun(i)

    Hani, yolcularla dolu bir gemiye kaçmıştı da.

  141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِيْنَۚ

    Fasaahama fakaana minal mudhadhiin(a)

    Derken kura çekmişlerdi de kur'a ona düşmüştü.

  142. فَالْتَقَمَهُ الْحُوْتُ وَهُوَ مُلِيْمٌ

    Fal taqamahul huutu wahuwa muliimun

    Kınanmış bir haldeydi ki onu balık yutuvermişti.

  143. فَلَوْلَآ اَنَّهٗ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِيْنَ ۙ

    Falaulaa annahu kaana minal musabbihiin(a)

    Eğer Rabbini tenzih edenlerden olmasaydı.

  144. لَلَبِثَ فِيْ بَطْنِهٖٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُوْنَۚ

    Lalabitsa fii bathnihi ila yaumi yub'atsuun(a)

    Halkın tekrar dirileceği günedek balığın karnında kalırdı.

  145. فَنَبَذْنٰهُ بِالْعَرَاۤءِ وَهُوَ سَقِيْمٌ ۚ

    Fanabadznaahu bil 'araa-i wahuwa saqiimun

    Derken onu ıssız bir yere çıkardık ve o, hastaydı da.

  146. وَاَنْۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّنْ يَّقْطِيْنٍۚ

    Wa-anbatnaa 'alaihi syajaratan min yaqthiinin

    Ve ona gölge versin diye bir kabak fidanı bitirdik.

  147. وَاَرْسَلْنٰهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَزِيْدُوْنَۚ

    Wa-arsalnaahu ila mii-ati alfin au yaziiduun(a)

    Ve onu yüz bin kişiye, yahut daha da artmakta olan bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.

  148. فَاٰمَنُوْا فَمَتَّعْنٰهُمْ اِلٰى حِيْنٍ

    Faaamanuu famatta'naahum ila hiinin

    Derken inandılar da onları muayyen bir zamanadek yaşattık, geçindirdik.

  149. فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُوْنَۚ

    Faastaftihim alirabbikal banaatu walahumul banuun(a)

    Artık sor onlara, kızlar, Rabbinin de.oğullar, onların mı?

  150. اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰۤىِٕكَةَ اِنَاثًا وَّهُمْ شَاهِدُوْنَ

    Am khalaqnaal malaa-ikata inaatsan wahum syaahiduun(a)

    Yoksa melekleri kız halkettik de tanık mıydı onlar?

  151. اَلَآ اِنَّهُمْ مِّنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُوْلُوْنَۙ

    Alaa innahum min ifkihim layaquuluun(a)

    Haberin olsun ki şüphe yok, onlar, bu sözü uydurup söylemedeler.

  152. وَلَدَ اللّٰهُ ۙوَاِنَّهُمْ لَكٰذِبُوْنَۙ

    Waladallahu wa-innahum lakaadzibuun(a)

    Allah doğurdu demedeler ve şüphe yok ki onlar, yalancıdır elbet.

  153. اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِيْنَۗ

    Ashthafal banaati 'alal baniin(a)

    Oğulları bırakmış da kızları mı seçmiş?

  154. مَا لَكُمْۗ كَيْفَ تَحْكُمُوْنَ

    Maa lakum kaifa tahkumuun(a)

    Ne oluyor size, nasıl da hükmediyorsunuz?

  155. اَفَلَا تَذَكَّرُوْنَۚ

    Afalaa tadzakkaruun(a)

    Öğüt almaz mısınız hala?

  156. اَمْ لَكُمْ سُلْطٰنٌ مُّبِيْنٌۙ

    Am lakum sulthaanun mubiinun

    Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

  157. فَأْتُوْا بِكِتٰبِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صٰدِقِيْنَ

    Fa'tuu bikitaabikum in kuntum shaadiqiin(a)

    Doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

  158. وَجَعَلُوْا بَيْنَهٗ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۗوَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُوْنَۙ

    Waja'aluu bainahu wabainal jinnati nasaban walaqad 'alimatil jinnatu innahum lamuhdharuun(a)

    Ve onunla cinler arasında bir.akRabalık uydurmadalar ve andolsun ki cinler de onun tapısına götürüleceklerini, orada hazır bulunacaklarını bilmişlerdir.

  159. سُبْحٰنَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُوْنَۙ

    Subhaanallahi 'ammaa yashifuun(a)

    Yücedir,.münezzehtir vasfettiklerinden.

  160. اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِيْنَ

    Ilaa 'ibaadallahil mukhlashiin(a)

    Ancak ihlasa eren Allah kulları müstesna.

  161. فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُوْنَۙ

    Fa-innakum wamaa ta'buduun(a)

    Gerçekten de ne siz, ne de kulluk ettikleriniz.

  162. مَآ اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِيْنَۙ

    Maa antum 'alaihi bifaatiniin(a)

    Onları bir sınamaya uğratamazsınız.

  163. اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيْمِ

    Ilaa man huwa shaalil jahiim(i)

    Ancak cehenneme girecek kişiyi azdıRabilirsiniz.

  164. وَمَا مِنَّآ اِلَّا لَهٗ مَقَامٌ مَّعْلُوْمٌۙ

    Wamaa minnaa ilaa lahu maqaamun ma'luumun

    Ve melekler derler ki: Bizden hiçbir fert yoktur ki onun malum ve muayyen bir makamı olmasın.

  165. وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّۤافُّوْنَۖ

    Wa-innaa lanahnush-shaaffuun(a)

    Ve şüphe yok ki biz, safsaf dizilmişiz elbet.

  166. وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُوْنَ

    Wa-innaa lanahnul musabbihuun(a)

    Ve şüphe yok ki biz, mabudumuzu tenzih ederiz elbet.

  167. وَاِنْ كَانُوْا لَيَقُوْلُوْنَۙ

    Wa-in kaanuu layaquuluun(a)

    Ve kafirler, gerçekten de diyorlardı.

  168. لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِّنَ الْاَوَّلِيْنَۙ

    Lau anna 'indanaa dzikran minal au-waliin(a)

    Katımızda evvelkilere ait bir kitap olsaydı.

  169. لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِيْنَ

    Lakunnaa 'ibaadallahil mukhlashiin(a)

    Elbette biz de ihlasa eren Allah kulları olurduk.

  170. فَكَفَرُوْا بِهٖۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُوْنَ

    Fakafaruu bihi fasaufa ya'lamuun(a)

    Derken kitap geldi de inanmadılar ona, yakında ne olacaklarını bilecekler.

  171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِيْنَ ۖ

    Walaqad sabaqat kalimatunaa li'ibaadinaal mursaliin(a)

    Ve andolsun ki gönderilen kullarımıza şu sözü söylemiştik, şu hükmü takdir etmiştik.

  172. اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُوْرُوْنَۖ

    Innahum lahumul manshuuruun(a)

    Şüphe yok ki onlar, elbette yardıma mazhar olacaklardır.

  173. وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغٰلِبُوْنَ

    Wa-inna jundanaa lahumul ghaalibuun(a)

    Ve şüphe yok ki bizim ordumuz, elbette üstündür.

  174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِيْنٍۙ

    Fatawalla 'anhum hatta hiinin

    Artık yüz çevir onlardan bir zamanadek.

  175. وَّاَبْصِرْهُمْۗ فَسَوْفَ يُبْصِرُوْنَ

    Wa-abshirhum fasaufa yubshiruun(a)

    Hele bir bak, bir gözle onları, onlar da sonuçları neymiş, yakında görecekler.

  176. اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُوْنَ

    Afabi'adzaabinaa yasta'jiluun(a)

    Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?

  177. فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاۤءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِيْنَ

    Fa-idzaa nazala bisaahatihim fasaa-a shabaahul mundzariin(a)

    Fakat azabımız, yurtlarına gelip çökünce korkutulanlar, ne de kötü bir sabaha kavuşacaklar.

  178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِيْنٍۙ

    Watawalla 'anhum hatta hiinin

    Ve yüz çevir onlardan bir zamana dek.

  179. وَّاَبْصِرْۗ فَسَوْفَ يُبْصِرُوْنَ

    Wa-abshir fasaufa yubshiruun(a)

    Ve bir bak, bir gözle, onlar da sonuçları neymiş, yakında görecekler.

  180. سُبْحٰنَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُوْنَۚ

    Subhaana rabbika rabbil 'izzati 'ammaa yashifuun(a)

    Yücedir, münezzehtir Rabbin ve yücelik, üstünlük ıssı Rab, onların vasfettiklerinden.

  181. وَسَلٰمٌ عَلَى الْمُرْسَلِيْنَۚ

    Wasalaamun 'alal mursaliin(a)

    Ve esenlik peygamberlere.

  182. وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعٰلَمِيْنَ ࣖ

    Wal hamdu lillahi rabbil 'aalamiin(a)

    Ve hamd, alemlerin Rabbi Allah'a.

Sık sorulan sorular

Saffat Suresi kaç ayettir?

Saffat Suresi 182 ayettir.

Saffat Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?

Saffat Suresi (الصَّافات) Kuran-ı Kerim'in 37. suresidir ve 23. cüzde yer alır.

Saffat Suresi Mekkî mi Medenî mi?

Saffat Suresi Mekkî bir suredir.

Saffat Suresi internetsiz nasıl dinlenir?

Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Saffat Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.

Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.