Vakıa Suresi: Arapça Okunuşu ve Türkçe Meali
الواقِعَة
- Sure 56
- 96 ayet
- Mekkî
- Cüz 27
Vakıa Suresi'nin (الواقِعَة) 96 ayetinin tamamı: Arapça metni, Latin harfleriyle okunuşu ve Türkçe meali. Her ayeti tek tek ya da surenin tamamını Mişari Raşid el-Afasi'nin sesinden dinleyin.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيْمِ
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ ۘ
Laisa liwaq'atihaa kaadzibatun
Kopacağına dair söylenen sözlerde yalan yok.
اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ
Idzaa rujjatil ardhu rajjan
Yeryüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılınca.
فَكَانَتْ هَبَاۤءً مُّنْۢبَثًّاۙ
Fakaanat habaa-an munbats-tsan
Dağılmış zerre zerre toz haline gelince.
فَاَصْحٰبُ الْمَيْمَنَةِ ەۙ مَآ اَصْحٰبُ الْمَيْمَنَةِ ۗ
Fa-ashhaabul maimanati maa ashhaabul maimanat(i)
Sağ taraf ehli, ama ne de sağ taraf ehli.
وَاَصْحٰبُ الْمَشْـَٔمَةِ ەۙ مَآ اَصْحٰبُ الْمَشْـَٔمَةِ ۗ
Wa-ashhaabul masyamati maa ashhaabul masyamat(i)
Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli.
وَالسّٰبِقُوْنَ السّٰبِقُوْنَۙ
Was-saabiquunas-saabiquun(a)
Ve bir de ileri geçenler ki herkesi geçmişlerdir.
عَلٰى سُرُرٍ مَّوْضُوْنَةٍۙ
'Ala sururin maudhuunatin
Altınlarla, mücevherlerle bezenmiş tahtlarda otururlar.
مُّتَّكِـِٕيْنَ عَلَيْهَا مُتَقٰبِلِيْنَ
Muttaki-iina 'alaihaa mutaqaabiliin(a)
Onlara yaslanırlar, birbirlerine karşı.
يَطُوْفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُوْنَۙ
Yathuufu 'alaihim wildaanun mukhalladuun(a)
İhtiyarlamıyan delikanlı hizmetçiler dolaşır etraflarında.
بِاَكْوَابٍ وَّاَبَارِيْقَۙ وَكَأْسٍ مِّنْ مَّعِيْنٍۙ
Biakwaabin wa-abaariiqa waka'sin min ma'iinin
Kaynağından doldurulmuş şaraplarla dolu taslarla ve ibriklerle ve kadehlerle.
لَّا يُصَدَّعُوْنَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُوْنَۙ
Laa yushadda'uuna 'anhaa walaa yunzifuun(a)
O şaraptan başları da ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.
وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُوْنَۙ
Wafaakihatin mimmaa yatakhai-yaruun(a)
Beğendikleri meyvelerden.
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُوْنَۗ
Walahmi thairin mimmaa yasytahuun(a)
İstedikleri kuş etlerinden sunulur onlara.
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُوْنِۚ
Kaamtsaalillu'lu'il maknuun(i)
Sanki haznelerde saklanmış inciler.
لَا يَسْمَعُوْنَ فِيْهَا لَغْوًا وَّلَا تَأْثِيْمًاۙ
Laa yasma'uuna fiihaa laghwan walaa ta'tsiiman
Orada boş ve çirkin bir söz de duymazlar, günaha ait bir söz de.
اِلَّا قِيْلًا سَلٰمًا سَلٰمًا
Ilaa qiilaa salaaman salaaman
Ancak, esenlik size, esenlik denir.
وَاَصْحٰبُ الْيَمِينِ ەۙ مَآ اَصْحٰبُ الْيَمِيْنِۗ
Wa-ashhaabul yamiini maa ashhaabul yamiin(i)
Ve sağ taraf ehli, ama ne de sağ taraf ehli.
وَّطَلْحٍ مَّنْضُوْدٍۙ
Wathalhin mandhuudin
Ve meyveleri birbirine yaslanıp istiflenmiş muz ağaçlarıyla dolu bir yerdedir onlar.
لَّا مَقْطُوْعَةٍ وَّلَا مَمْنُوْعَةٍۙ
Laa maqthuu'atin walaa mamnuu'atin
Ne biter, zamanları geçer, ne yiyene yeme denir, yeter.
اِنَّآ اَنْشَأْنٰهُنَّ اِنْشَاۤءًۙ
Innaa ansya'naahunna insyaa-an
Şüphe yok ki biz, onların eşlerini de yeniden yarattık.
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ
'Uruban atraaban
Cilveli, şirin sözlü, eşlerine aşık ve onlarla yaşıt kıldık.
ثُلَّةٌ مِّنَ الْاَوَّلِيْنَۙ
Tsullatun minal au-waliin(a)
Onlarda, evvelkilerden de birçok topluluk var.
وَثُلَّةٌ مِّنَ الْاٰخِرِيْنَۗ
Watsullatun mina-aakhiriin(a)
Ve sonra gelenlerden de birçok topluluk.
وَاَصْحٰبُ الشِّمَالِ ەۙ مَآ اَصْحٰبُ الشِّمَالِۗ
Wa-ashhaabusy-syimaali maa ashhaabusy-syimaal(i)
Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli.
فِيْ سَمُوْمٍ وَّحَمِيْمٍۙ
Fii samuumin wahamiimin
Onlar, iliklere kadar işleyen bir sam yeli içinde, kaynar sular içmedeler.
وَّظِلٍّ مِّنْ يَّحْمُوْمٍۙ
Wazhillin min yahmuumin
Ve karardıkça kararan bir dumanın gölgesindeler.
لَّا بَارِدٍ وَّلَا كَرِيْمٍ
Laa baaridin walaa kariimin
Ne bir serinlik var, ne bir güzellik var.
اِنَّهُمْ كَانُوْا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفِيْنَۚ
Innahum kaanuu qabla dzalika mutrafiin(a)
Bundan önce onlar, nimetler içindeydi.
وَكَانُوْا يُصِرُّوْنَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيْمِۚ
Wakaanuu yushirruuna 'alal hintsil 'azhiim(i)
Ve büyük günahları yapmada ısrar ederlerdi.
وَكَانُوْا يَقُوْلُوْنَ ەۙ اَىِٕذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَّعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوْثُوْنَۙ
Wakaanuu yaquuluuna a-idzaa mitnaa wakunnaa turaaban wa'izhaaman a-innaa lamab'uutsuun(a)
Ve biz derlerdi, ölüp bir yığın toprak ve kemik olduktan sonra mı dirileceğiz?
اَوَاٰبَاۤؤُنَا الْاَوَّلُوْنَ
Awaaabaa'unaal au-waluun(a)
Yoksa önceden gelip geçen atalarımız mı dirilecek?
قُلْ اِنَّ الْاَوَّلِيْنَ وَالْاٰخِرِيْنَۙ
Qul innal au-waliina wal-aakhiriin(a)
De ki: Şüphe yok, öncekiler de, sonra gelenler de.
لَمَجْمُوْعُوْنَۙ اِلٰى مِيْقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُوْمٍ
Lamajmuu'uuna ila miiqaati yaumin ma'luumin
Elbette bilinen günün muayyen ve mukadder vaktinde toplanacaksınız.
ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّاۤ لُّوْنَ الْمُكَذِّبُوْنَۙ
Tsumma innakum ai-yuhaadh-dhaalluunal mukadz-dzibuun(a)
Sonra da siz ey yalanlayan sapıklar, şüphe yok ki.
لَاٰكِلُوْنَ مِنْ شَجَرٍ مِّنْ زَقُّوْمٍۙ
Li-aakiluuna min syajarin min zaqquumin
Zakkum ağacının meyvesinden yiyeceksiniz elbet.
فَمَالِـُٔوْنَ مِنْهَا الْبُطُوْنَۚ
Famaali-uuna minhaal buthuun(a)
Derken karınlar, dolup şişecek.
فَشَارِبُوْنَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيْمِۚ
Fasyaaribuuna 'alaihi minal hamiim(i)
Derken üstüne, kaynar su içeceksiniz.
فَشَارِبُوْنَ شُرْبَ الْهِيْمِۗ
Fasyaaribuuna syurbal hiim(i)
Derken susuzluk illetine uğrayıp içecekiçecek de kanmayacaksınız.
نَحْنُ خَلَقْنٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُوْنَ
Nahnu khalaqnaakum falaulaa tushaddiquun(a)
Biz yarattık sizi, hala mı gerçeklemezsiniz?
اَفَرَءَيْتُمْ مَّا تُمْنُوْنَۗ
Afara-aitum maa tumnuun(a)
Görmez misiniz rahimlere döktüğüm bir katre suyu?
ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُوْنَهٗٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُوْنَ
Aantum takhluquunahu am nahnul khaaliquun(a)
Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa biz mi yaratmadayız?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوْقِيْنَۙ
Nahnu qaddarnaa bainakumul mauta wamaa nahnu bimasbuuqiin(a)
Biz takdir ettik aranızda ölümü ve kimse geçemez önümüze bizim.
عَلٰٓى اَنْ نُّبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِيْ مَا لَا تَعْلَمُوْنَ
'Ala an nubaddila amtsaalakum wanunsyi-akum fii maa laa ta'lamuun(a)
Sizin gibi bir topluluk yaratıp yerinize geçirmek istersek ve sizi de, bilmediğiniz bir şekle döndürmeyi dilersek.
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُوْلٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُوْنَ
Walaqad 'alimtumunnasyatal aula falaulaa tadzakkaruun(a)
Ve andolsun ki ilk yaratılışı biliyorsunuz, biliyorsunuz da ne diye düşünmüyorsunuz?
اَفَرَءَيْتُمْ مَّا تَحْرُثُوْنَۗ
Afara-aitum maa tahrutsuun(a)
Görmez misiniz ektiğiniz tohumu?
ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُوْنَهٗٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُوْنَ
Aantum tazra'uunahu am nahnuzzaari'uun(a)
Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa biz mi bitirmedeyiz?
لَوْ نَشَاۤءُ لَجَعَلْنٰهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُوْنَۙ
Lau nasyaa-u laja'alnaahu huthaaman fazhaltum tafakkahuun(a)
Dilersek elbette onu kurutup çerçöp haline getirirdik de şaşırırkalır, nadim olurdururdunuz.
اَفَرَءَيْتُمُ الْمَاۤءَ الَّذِيْ تَشْرَبُوْنَۗ
Afara-aitumul maa-al-ladzii tasyrabuun(a)
Görmez misiniz içtiğiniz suyu?
ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوْهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُوْنَ
Aantum anzaltumuuhu minal muzni am nahnul munziluun(a)
Siz mi yağdırıyorsunuz onu buluttan, yoksa biz mi yağdırmadayız?
لَوْ نَشَاۤءُ جَعَلْنٰهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُوْنَ
Lau nasyaa-u ja'alnaahu ujaajan falaulaa tasykuruun(a)
Dileseydik onu tuzlu, acı bir su haline getirirdik, hala mı şükretmezsiniz?
اَفَرَءَيْتُمُ النَّارَ الَّتِيْ تُوْرُوْنَۗ
Afara-aitumun-naarallatii tuuruun(a)
Görmez misiniz çakmakla çakıp yaktığınız ateşi?
ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِـُٔوْنَ
Aantum ansya'tum syajaratahaa am nahnul munsyi-uun(a)
Siz mi onun ağacını meydana getiriyorsunuz, yoksa biz mi meydana getirmedeyiz?
نَحْنُ جَعَلْنٰهَا تَذْكِرَةً وَّمَتَاعًا لِّلْمُقْوِيْنَۚ
Nahnu ja'alnaahaa tadzkiratan wamataa'al(n)-lilmuqwiin(a)
Biz onu, cehennem ateşini bir andırma ve çöllerde konup göçenlere bir fayda olarak halkettik.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيْمِ ࣖ
Fasabbih biismi rabbikal 'azhiim(i)
Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu.
فَلَآ اُقْسِمُ بِمَوٰقِعِ النُّجُوْمِ
Falaa uqsimu bimawaaqi'innujuum(i)
Andolsun yıldızların yerlerine.
وَاِنَّهٗ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُوْنَ عَظِيْمٌۙ
Wa-innahu laqasamun lau ta'lamuuna 'azhiimun
Ve şüphe yok ki bu, elbette pek büyük bir anttır bilseniz.
اِنَّهٗ لَقُرْاٰنٌ كَرِيْمٌۙ
Innahu laquraanun kariimun
Şüphe yok ki bu, pek güzel ve şerefli Kur'an'dır.
لَّا يَمَسُّهٗٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُوْنَۙ
Laa yamassuhu ilaal muthahharuun(a)
Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz.
تَنْزِيْلٌ مِّنْ رَّبِّ الْعٰلَمِيْنَ
Tanziilun min rabbil 'aalamiin(a)
Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
اَفَبِهٰذَا الْحَدِيْثِ اَنْتُمْ مُّدْهِنُوْنَ
Afabihadzaal hadiitsi antum mudhinuun(a)
Artık siz, bu sözü mü yalanlayacaksınız?
وَتَجْعَلُوْنَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُوْنَ
Wataj'aluuna rizqakum annakum tukadz-dzibuun(a)
Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak?
فَلَوْلَآ اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُوْمَۙ
Falaulaa idzaa balaghatil hulquum(a)
Hani can gırtlağa gelince.
وَاَنْتُمْ حِيْنَىِٕذٍ تَنْظُرُوْنَۙ
Wa-antum hiina-idzin tanzhuruun(a)
Siz de o sırada bakar durursunuz.
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَّا تُبْصِرُوْنَ
Wanahnu aqrabu ilaihi minkum walakin laa tubshiruun(a)
Ve biz, ona sizden daha yakınız ve fakat göremezsiniz.
فَلَوْلَآ اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِيْنِيْنَۙ
Falaulaa in kuntum ghaira madiiniin(a)
İnanmıyorsanız, ceza görmeyeceğinizi sanıyorsanız.
تَرْجِعُوْنَهَآ اِنْ كُنْتُمْ صٰدِقِيْنَ
Tarji'uunahaa in kuntum shaadiqiin(a)
O gırtlağa gelen canı geri çevirin bakalım doğru söylüyorsanız.
فَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِيْنَۙ
Fa-ammaa in kaana minal muqarrabiin(a)
Artık o kişi yakınlaştırılanlardansa.
فَرَوْحٌ وَّرَيْحَانٌ ەۙ وَّجَنَّتُ نَعِيْمٍ
Farauhun waraihaanun wajannatu na'iimin
Artık ona huzur ve rahat ve rızık ve Naim cenneti.
وَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحٰبِ الْيَمِيْنِۙ
Wa-ammaa in kaana min ashhaabil yamiin(i)
Ve ama sağ taraf ehlindense.
فَسَلٰمٌ لَّكَ مِنْ اَصْحٰبِ الْيَمِيْنِۗ
Fasalaamun laka min ashhaabil yamiin(i)
Artık esenlik sana sağ taraf ehlinden.
وَاَمَّآ اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِيْنَ الضَّاۤلِّيْنَۙ
Wa-ammaa in kaana minal mukadz-dzibiinadh-dhaalliin(a)
Ve ama yalanlayan sapıklardansa.
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِيْنِۚ
Inna hadzaa lahuwa haqqul yaqiin(i)
Şüphe yok ki bu, haktır, gerçeğin ta kendisidir.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيْمِ ࣖ
Fasabbih biismi rabbikal 'azhiim(i)
Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu.
Sık sorulan sorular
Vakıa Suresi kaç ayettir?
Vakıa Suresi 96 ayettir.
Vakıa Suresi Kuran'ın kaçıncı suresidir?
Vakıa Suresi (الواقِعَة) Kuran-ı Kerim'in 56. suresidir ve 27. cüzde yer alır.
Vakıa Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Vakıa Suresi Mekkî bir suredir.
Vakıa Suresi internetsiz nasıl dinlenir?
Al Quran MP3 (Offline) uygulamasını yükleyin, Vakıa Suresi'ni bir kez indirin; ardından internet olmadan, ekran kilitliyken bile dinleyebilirsiniz.
Meal ve okunuş, Al Quran MP3 (Offline) uygulamasında kullanılan metinlerin aynısıdır. Ses: everyayah.com ve mp3quran.net.